Insan ancak ruhuyla görür.Sabir ve zaman siddet ve öfkenin yapabileceginden cok daha is basarir.
15 Nisan 2012 Pazar
MILYONLUK OSMAN HAMDI BEY ESERLERI KIMDE?
Not: B u yazi www. sabah.com.tr adresinden alinmistir.
Milyonluk Osman Hamdi kimde?
Ekonomi
13 Kasım 2010 - Cumartesi
-
Bilinen 100 tane resmi var. Çoğu gizli koleksiyonlarda, yurtdışında. Ve hiçbirinin değeri milyon liranın altında değil. Koleksiyonerler dünyasında krem tabakaya girmek için muhakkak ona sahip olmak gerekiyor. İşte Kaplumbağa Terbiyecisi'nin dahi ressamı Osman Hamdi'nin ünlü tutkunları...
YAZAN: BURCU ALDİNÇ
-
Onu bu kadar değerli kılan resimlerinden çok, ilk güzel sanatlar fakültesini ve çağdaş Türk müzeciliğini kurması belki de... Ancak bir meslek değil de hobi olarak seçtiği ressamlık, şimdi isminin milyonlar tarafından bilinmesinde büyük pay sahibi.
Günümüz koleksiyonerleri, Osman Hamdi'nin Türk çağdaş sanatına verdiği hizmetleri de göz önünde bulundurarak, eserlerini bir başyapıt olarak kabul ediyor. Bugün önemli resim koleksiyonerleri listesi yapıldığında sıralamanın tepesinde her zaman Osman Hamdi tablolarına sahip isimler çıkıyor. Ömrünün önemli bir bölümünü arkeolojik kazılarda geçirdiği ve resimlerini hediye olarak da dağıttığı için, bilinen tablolarının sayısı 100'ü geçmiyor. Çoğunun yeri belli bile değil. Tabii hiçbirinin değerinin de altı sıfırlı bir çekten daha az olmadığını hatırlatayım. Peki, hem ressam hem bilim adamı olması nedeniyle Türk Leanordo da Vinci'si sayılabilecek Osman Hamdi Bey'in tabloları kimde var? Gayet tabii ülkemizin ünlü işadamlarında. İşte Osman Hamdi tutkunlarından birkaç örnek:
-
SUNA-İNAN KIRAÇ
Suna ve İnan Kıraç iş hayatında olduğu kadar sanat yatırımlarında da Türkiye'nin önde gelen isimlerinden. Beyoğlu'ndaki Pera Müzesi Türk sanat tarihine bırakılan en büyük hizmetlerden biri. Tabii bu müzenin prestij tablosu Kaplumbağa Terbiyecisi hem kendisini hem de Osman Hamdi'yi Türkiye'ye yakından tanıtan bir başyapıt. 2004'teki müzayedede Erol Aksoy'un TMSF tarafından el konulan koleksiyonundan çıkan Kaplumbağa Terbiyecesi'nin 5 milyon liraya satılması, tüm Türkiye'de yankı yaratmıştı. Eser bugün hâlâ müzede tüm halka açık olarak sergileniyor. Kıraçlar'ın koleksiyonunda ayrıca 'İki Müzisyen Kız' adlı Osman Hamdi tablosunun da yer aldığı biliniyor.
-
SABANCI AİLESİ Rahmetli Sakıp Sabancı ülkemizin ilk büyük koleksiyoneri. Sabancı Holding ve Akbank'ın ana hissedarı Sabancı Ailesi'nin hat ve resim koleksiyonu Türkiye'nin en iyileri arasında yer alıyor. Sabancılar'ın binlerce tarihi eser ve yüzlerce tabloluk koleksiyonu içinde Osman Hamdi'nin önemli bir yeri var. Sabancı Ailesi, ressamın bilinen 100 eseri içinde 7 büyük başyapıtının sahibi. Kuran Tilaveti, Arzuhalci ve Naile Hanım portresi Sabancı Müzesi koleksiyonunda yer alan eserler arasında.
-
ERDOĞAN DEMİRÖREN Milangaz'ın sahibi Erdoğan Demirören'in son yıllarda yaptığı alımlarla Sabancı Ailesi'ni de geçerek Türkiye'nin bir numaralı koleksiyoneri olduğu konuşuluyor. 'Asla evime çağdaş resim sokmam' dediği iddia edilecek kadar klasik sanat düşkünü olduğu bilinen Demirören'in koleksiyonunda olmazsa olmazlardan biri de tabii ki Osman Hamdi. Ünlü işadamının duvarında Osman Hamdi'nin 'Rüstem Paşa Camisi Önünde' resmi eseri asılı.
-
NECATİ AKÇAĞLILAR
TEKFEN Holding deyince akla finans ve inşaat kadar Nihat Gökyiğit, Feyyaz Berker ve Necati Akçağlılar'ın 1950'lerde başlayıp, kesintisiz sürdürdükleri arkadaşlık ve ortaklık gelir.
-
FEYYAZ BERKER
Akçağlılar ve Feyyaz Berker sanat zevkinde de ortak. İkisi de Osman Hamdi sahibi. Ressamın 'Camiden Çıkan Sultan II' tablosu Akçağlılar, 'İlahiyatçı' adlı eserinin ise Feyyaz Berker'in koleksiyonunda olduğu biliniyor.
-
CAN HAS
Türkiye'nin en zengin ve en hayırsever işadamlarından rahmetli Kadir Has'ın oğlu Can Has da, gerçek bir sanat tutkunu. Babasının resme olan karşıtlığı nedeniyle daha önce birkaç kez koleksiyonunu dağıtan Can Has'ın vazgeçemediği eserler arasında baş köşeyi Osman Hamdi alıyor tabii. Has'ta Osman Hamdi'nin 'Çarşaflanan Kadınlar' isimli eşsiz tablosu var.
-
HASAN ÇOLAKOĞLUDemir-çelik ve finans devi Çolakoğlu Ailesi sanat alanında Türkiye'nin en büyük koleksiyonlarından birine sahip. Türk Ekonomi Bankası'nın ana ortaklarından Çolakoğlu Ailesi'nin eserleri arasında Osman Hamdi Bey'in 'İhtiyar Balıkçı İsmailağa' ve 'Camiden Çıkan Sultan I' olduğu biliniyor.
-
MUSTAFA TAVİLOĞLU
MUDO'nun patronu hızlı giyim zinciri dışında hızlı sanat yatırımlarında da iddialı. Yüzlerce tablosu var. Öncelikle Komet ve Erol Akyavaş gibi ünlü çağdaşları topluyor. Ancak Osman Hamdi'nin en güzel eserlerinden 'Türbe Ziyaretinde İki Genç Kız'ı da onda.
-
KULİSLER 'HANIMEFENDİ' DEDİKODUSUYLA YIKILIYOR
Bugüne kadar satılan en pahalı Türk tablosu Osman Hamdi Bey'in İstanbul Hanımefendisi adlı eseri. 2008 yılında Londra'da Sotheby's tarafından düzenlenen açık artırmada 3 milyon 380 bin 500 sterline, yaklaşık 8 milyon liraya satılan tabloyu alan kişinin ismi ya da uyruğu açıklanmadı. Ama sanat piyasasında herkes bu tablonun ilaç sektöründe yatırımları bulunan bir Türk koleksiyonerin evinde asılı olduğunu konuşuyor.Türkiye'deki bazı müzayede evi sahipleri de bu söylentiyi doğruluyor.
OSMAN HAMDI BEY KIMDIR?
Osman Hamdi Bey
Vikipedi, özgür ansiklopedi
| Osman Hamdi Bey | |
|---|---|
| Genel bilgiler | |
| Doğum | 30 Aralık 1842 |
| Ölüm | 24 Şubat 1910 |
| Uyruk | Türk |
| Alanı | Resim, Arkeoloji, Müzecilik, Belediyecilik |
| Sanat eğitimi | Arkeolog, Müzeci, Ressam |
| Ünlü yapıtları | Kaplumbağa Terbiyecisi |
Osmanlı sadrazamlarından İbrahim Ethem Paşa’nın oğlu, müzeci Halil Ethem Bey ve nümizmat İsmail Galip Bey’in ağabeyidir.
İlk Türk arkeoloğu kabul edilir. En önemli arkeolojik kazısı 1887-1888’de gerçekleştirildiği Sayda Kral Mezarlığı (Lübnan) kazılardır. Bu kazılar sırasında dünyaca ünlü İskender Lahidi’ni bulmuştur.
Çağdaş Türk müzeciliğinin kurucusudur.İstanbul Arkeoloji Müzesi'ni kurmuş, 29 yıl müdürlüğünü yapmış ve müzeyi dünyanın sayılı müzeleri arasına sokmuştur.
Günümüzde varlığını Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olarak sürdüren Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi'nin kurucusudur. İlk Türk ressamlarından birisidir ve Türk resminde figürlü kompozisyon kullanan ilk ressam olarak tarihe geçmiştir.[3]
Yaşamı [değiştir]
31 Aralık 1842’de İstanbul’da dünyaya geldi. Ülkenin ilk maden mühendislerinden olan babası İbrahim Ethem Bey, 1877’de sadrazamlığa kadar yükselen bir devlet adamıydı. Ailenin ikisi kız altı çocuğundan en büyüğü Osman Hamdi’dir.[4] Erkek kardeşlerinden Mustafa Bey İstanbul gümrük müdürü, İsmail Galip Bey Türkiye’de nümizmatik biliminin kurucularından biri, Halil Ethem Bey ise müzeci olmuştur.Osman Hamdi, ilkokul öğreniminin ardından, 1856 yılında Maarif-i Adliye okuluna başladı. Oğullarının yurtdışında öğrenim görmesini isteyen babası onu birkaç yıl sonra hukuk öğrenimi için Paris'e gönderdi. Paris’te kaldığı 12 yıl boyunca hukuk öğrenimini sürdürürken o dönemin ünlü ressamlarından olan Jean-Léon Gérôme ve Boulanger'in atölyelerinde çıraklık yaparak iyi bir resim eğitimi aldı. Onun Paris’te bulunduğu dönemde Osmanlı Devleti resim öğrenimi için Şeker Ahmet Paşa ve Süleyman Seyyid’i Paris’e göndermişti. Bu üç kişi, Türk resim sanatının ilk kuşağını oluşturdu.[5] Osman Hamdi Bey, 1867 Paris Dünya Sergisi’ne bugün nerede oldukları bilinmeyen “Çingenelerin Molası”, “Pusuda Zeybek “ve “Zeybeğin Ölümü” adlı üç yapıtını gönderdi.[3] Paris’te tanışıp evlendiği Marie adlı eşi ile 10 yıl evli kaldı, Fatma ve Hayriye adlı iki kızları oldu.
Osman Hamdi Bey'in Yervant Oskan Efendi tarafından yapılan büstü.
İstanbul’a döndüğünde Saray Protokol Müdür Yardımcısı olan Osman Hamdi, bu sırada Viyana’da düzenlenen Uluslararası Sergi’ye komiser olarak katıldı. Viyana’da iken tanıştığı adı Marie olan bir başka Fransız hanımla ikinci evliliğini yaptı. Naile Hanım adını alan ikinci eşinden Melek, Leyla, Ethem, Nazlı adlı çocukları dünyaya geldi.
1875 yılında Kadıköy'ün ilk şehremini (belediye başkanı) olarak görevlendirildi ve bu görevi bir yıl sürdürdü[7].
Osmanlı-Rus Harbi’nden sonra devlet memurluğundan ayrılan Osman Hamdi Bey, 1881'de Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) müdürü Anton Dethier’in ölümü üzerine padişahın şahsi emri ile müze müdürlüğüne atandı.
1 Ocak 1882’de padişah II. Abdülhamit, tarafından bir başka göreve daha atandı. Türkiye’nin ilk güzel sanatlar okulu olan Sanayi-i Nefise Mektebi’nin müdürlüğü ile görevlendirilmişti. Okul binasını Mimar Vallaury ile birlikte tasarladı. Binanın inşası ve akademik kadronun kurulmasının ardından okulu 2 Mart 1883’te öğretime açtı.
Müze-i Hümayun müdürü olarak ilk işi eski eserlerin yurt dışına götürülmesini yasaklayan bir tüzük hazırlamaktı. Yürürlükte bulunan 1874 tarihli “Asar-ı Atika Nizamnamesi"ni 1883 yılında yeniden düzenledi ve yürürlüğe soktu. Bu yeni düzenleme ile Batılı ülkelere Osmanlı topraklarından eski eser kaçırılmasını önledi.
Müze müdürlüğü sırasında ilk Türk bilimsel kazılarını başlatan Osman Hamdi Bey, Nemrut Dağı, Lagina (Muğla, Yatağan) ve Sayda (Lübnan)'da arkeolojik kazılar gerçekleştirdi. Sayda’da yaptığı kazılarda bulduğu antik eserler arasında arkeoloji dünyasının başyapıtlarından sayılan İskender Lahiti de bulunmaktadır. Söz konusu eserler, İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir. Osman Hamdi Bey, ona uluslar arası ün getiren bu kazılarla ilgili olarak arkeolog Salomon Reinach ile birlikte “ Une necropole a Sidon (Sayda Kral Mezarlığı)” adlı bir kitap yazmış ve 1892’de Paris’te yayımlatmıştır.[3]
Osman Hamdi Bey, yakın çevresini de çeşitli kazılarda görevlendirmişti. Oğlu Mimar Ethem Bey’in Tralles natik kentinde (Güzelhisar, Aydın) yaptığı kazılarda Roma tanrısı Artemis'e atfedilmiş bir tapınağın frizleri ile daha birçok eser ortaya çıkarıldı ve Müze-i Hümayun’a getirildi. Aydın’da Alabanda ve Sidamara antik kentlerindeki kazılarının başında kardeşi Halil Ethem Bey’i görevlendirdi. Müze Memurlarından Makridi Bey, Rakka, Boğazköy, Alacahöyük, Akalan,Langaza, Rodos, Taşöz ve Notion kazılarını yürüttü.
Osman Hamdi Bey, kazılar neticesinde artan eserleri sergileyebilmek için yeni bir bina arayışına girdi. Eserler, Aya İrini’den sonra Çinili Köşk’e taşınmıştı ancak burası da yetersiz gelmekteydi. Devrin yöneticilerini ikna ederek bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesi binasını inşa ettirdi. Üç aşamada tamamlanan müze binasının ilk kısmı 1899'da, ikinci kısmı 1903'de, üçüncü kısmı 1907 yılında ziyarete açıldı. Müzenin içinde fotoğrafhane, kütüphane, modelhane yaptırdı.
Müze-i Hümayun, arkeoloji ağırlıklı bir müze olmuştu. Koleksiyondaki silahlar ve askeri teçhizatlar Aya İrini’de bırakıldı ve "Esliha-i Askeriye Müzesi" adıyla düzenlendi. Bugünkü Askeri Müze’nin temeli olan bu yeni müze, 1908’de ziyarete açıldı. Osman Hamdi Bey’in İstanbul dışındaki kentlerde kurdurduğu eser depoları ilerde kurulacak bölge müzelerinin temeli oldu. Sanayi Nefise Mektebi öğrencilerinin eserlerini mektebin büyük salonunda toplayarak Güzel Sanatlar Müzesi’nin çekirdeğini oluşturmaya başladı. Tüm bu çabaları, onu çağdaş türk müzeciliğinin kurucusu yapmıştır.
Osman Hamdi Bey, müzecilik ve arkeoloji çalışmalarını sürdürürken resim yapmayı hiç bırakmadı. Resimlerini genellikle Eskihisar, Gebze’deki evinde geçirdiği yaz aylarında yaptı. Türk resminde ilk kez figürlü kompozisyonu kullanan ressamdı.[3] Resimlerinde okuyan, tartışan, özlemini duyduğu Türk aydın tipini ve dışarıya açılmış kadın imgesini ele aldı. Dekor olarak tarihi yapıları, aksesuar olarak tarihi eşyaları kullandı. "Kaplumbağa Terbiyecisi" (1906), "Silah Taciri" (1908) Osman Hamdi’nin en ilgi çeken ve özgün eserlerindendir. Birçok resmi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Londra, Liverpool ve Boston müzelerinde sergilenmektedir.
Sanatçı, 24 Şubat 1910 tarihinde Kuruçeşme’de(İstanbul) yalısında hayatını kaybetti. Ayasofya’da kılınan cenaze namazının ardından müzenin bulunduğu Çinili Köşk’e getirilen cenazesi, vasiyeti üzerine Eskihisar’a götürülerek defnedildi. Mezarının başına Bakanlar Kurulu kararıyla iki isimsiz Selçuklu taşı kondu.[8] Sanatçının Eskihisar' daki köşkü 1987’den bu yana müze olarak hizmet verir.
Hakkında Yapılan Filmler [değiştir]
Yönetmenliğini Umut Hacıfevzioğlu'nun yaptığı senaryosunu Emre Caner'in yazdığı "Kaplumbağa Terbiyecisi" belgeseliEserleri [değiştir]
- Kahve Ocağı (1879)
- Haremden (1880)
- İki Müzisyen Kız (1880)
- Çarşaflanan Kadınlar (1880)
- Vazo Yerleştiren Kız (1881)
- Gebze Manzara (1881)
- Kız-Tevfika (1882)
- Türbe ziyaretinde İki Genç Kız I
- Türbe ziyaretinde iki Genç Kız II (1890)
- Naile Hanım Portresi
- Mihrap (1901)
- Feraceli Kadınlar (1904)
- Pembe Başlıklı Kız (1904)
- Kaplumbağa Terbiyecisi (1905)
- Mimozalı Kadın (1906)
- Şehzade Türbesinde Derviş (1908)
- Silah Taciri (1908)
- Beyaz Entarili Kız (1908)
- Kahvedeki Bozayı (1908)
- Çıplak (1867)
14 Nisan 2012 Cumartesi
TÜRK GELIN ( 3 )
TÜRK GELIN ( 3 )
Pervin bir telefon konusmasi
sirasinda nihayet Önder´e bunu sorar:“ bu kiz kim ve özelligi
ne acik söyle „ diye. Anlasilan Önder bu soruyla hic
karsilasabilecegini tahmin etmemisti. Cevap vermeye bocaliyordu. Ne
mazeret uydursa daha da batiyordu. Pervin´in kararli ve desen
sorgusu üzerine, en nihayeti itirafta bulunur. O kizin aslinda onun
ilk sevgilisi oldugunu, ona Afganistan´da bulunduklari zamanda
deliler gibi asik oldugunu, hatta iki aile bunlarin evlenmelerini
garanti bile görmekteyken, kizin Türkiye´ye geldiginde tavrinin
degistigini, onu red ettigini hatta, cogu kez Önder´lerin artik maddi
durumlarinin yerinde olmamasindan dolayi onu tersledigini anlatir.
Ona neden anlatmadin, neden benim haberim yok bütün bunlardan dese,
Önder artik bir ifade etmiyor benim icin deyip; Pervin´i teskin
etmistir.Gerci Pervin ikna olmus görünsede, artik 3 kisilik bir
evliligin icinde bulundugu korkusu her yanini kaplamisti. Esi ona bu
kizdan bahsetmeyerek ilk itimatsizligi yapmisti. O telefon
konusmasinda esinin ses tonundan o kiza olan ilgisinin daha
bitmedigini, o kiz tarfindan red edildigi icin ikinci tercih oldugunu
kavramisti. Tüm kalbiyle dua ediyordu, keske kendisi yaniliyor, esi
dogru söylüyor, artik o kiza ilgisi olmamisini umuyordu.
Önder´in anlattiklarina
göre, kizin annesi kayinvalidenin cok samimi arkadasidir
Afganistan´dan beri, babalari kuzendir. Özellikle, kayinvalide
oglunun o kizla evlenmesi israrinda bulunmustur megerse.Yakinlarda,
kizin annesi bir kalp krizi sonucu hayatini kaybettiginden,
Kayinvalide daha da bir kiza acimakta, daha da üzerine düsmektedir.
Pervin tüm cesaretini
toplayarak Önder´e:“ eger senin icin bir sey ifade etmiyorsa o
kiz artik, annenle son derece acik konusmalisin „ ; cünkü onun
önünde bana karsi tavri hic de hos degil. Beni illahaki ya o kizin
yaninda yada o kizin kizkardesinin yaninda beni her sey icin bile
tersliyor der. Önder ilk kez Pervin´ e ve daha sonralarida yillarca
degismeyecek su cevabi verir: Benim annem ona acidigindan ona ilgi
gösteriyordur, benim annem seni azarlamaz, benim annem yapmaz öyle
sey.
Pervin artik evlenecegine
sevinemiyordu. Hangi birisine yansindi; vize icin daha dügün olmadan
nikahinin olmasina mi, bu yeni ögrendigi kiz meselesiyle artik 3
kisilik bir evlilik icinde olduguna mi, kendisinin kesinlikle
istenmedigi bir aileye mi gittigine, ona güvenini sarsmis bir kocasi
olacagina mi?Mutsuzlugun girdabinda idi; ama nasil cikmaliydi bu
girdaptan?Bosanmali miydi ama bu konuda babasinin durusu kat´i idi.
Mücadele etmeliydi ama nasil? Yoksa düzelirmiydi bu durum? Bosansa
nereye gidecekti. Büyük bir rezalet olacakti, en azindan kendi
ailesi yaninda yer almadigi gibi, o vakit ki Türkiye sartlarinda en
kötü bir secenekti. Artik bir sürü soru , bir sürü korku
kafasini allak bullak ediyor; adeta nefesi daraliyordu. Cok mutsuz,
cok huzursuzdu.Tek tesellisi cok sevdigi isi idi. Isinde bulundugu
saatlerde, en azindan bir nebze bunlari düsünemediginden
rahatliyordu. Ama ucak yere indiginde, Pervin yine kacamadigi
korkulariyla yine burun buruna geliyordu.
Pervin su ziyaretleri
yapmak istemese de, Önder´in "bizimkileri ziyaret etmeyi ihmal etme
babam memlekte Cin´de baslarinda kimse yok bir haber alip dur, bir seylere ihtiyaclari var mi?"
israri onu cileden cikariyordu. Bu iyi niyeti anlayacak insanlar
degildi muhatap oldugu ziyaretlerinde. Hele üzerinde üniformasiyla
gitmis olsa kayinvalide neredeyse yolacakmis gibi bakiyordu
kendisine. Istemiyordu gitmek, istenmedigi yere gitmek istemiyordu.
Neyse günler böyle
gececek; is yerindeki arkadaslarinin bazilari ucusa giderken
kendilerini almaya gelen servisten gördüklerinden artik Pervin´e
fikirlerini söyleyip;“ kizim evlenmek icin cok mu aradin bu
adamlari bu gecekondu gibi yerde oturuyorlar „ diye. Pervin ise "siz
de bir ülkeye yeni gitseniz o ülkenin villalarinda oturacak
degilsiniz ya" diye cevap veriyordu.
Ama esas bundan sonra;
Pervin icin her sey kötülesecekti ,düzelecegi yere. Cok
sürmeyecekti, anlayacakti artik, icindeki korkularin gerceklik
payinin oldugunu.
13 Nisan 2012 Cuma
TÜRK GELIN ( 2 )
Pervin,
artik cok zorlu bir hayatin icine girmisti. Hemen her hafta ucuslari elverdigi
müddetce ya ucusa gitmeden önce yada sonrasinda ugruyordu aileye biraz daha
tanisabilmek icin. Oysa, onlarin dillerini bilmedigi yada cogunu anlamadigi
icin ayaklari geri geri gidiyordu aslinda. Hislerini belli etmemeye
calisiyordu. Cünkü ziyaret etmek bir sey degildi; seve seve yapilacak seydi.
Lakin, kayinvalidesinin yüzünden düsen bin parca oldugu gibi onu gördügüne
memnun olmadigi her halinden belli oluyordu..Bir de bir hafta gitmeyecek olsa
ogluna ondan sikayetci olmasiydi. Halbuki, onlarin evi Istanbul´un bir basinda
Pervin´lerin ki diger ucunda idi. Hele isinin öncesi ve sonrasi olunca extra
bir yorgunluktan baska bir sey getirmiyordu bu ziyaret. Cok yogun ucuslari vardi
ve uzun ucus saatleri de eklenince
kayinvalidenin bu halden anlamaz tavri offf ya dedittirecek cinstendi.
Önceleri,
kayinvalidesinin kendisini anlamadigini bunun dil sorunundan kaynaklandigini
düsünse de; bunun böyle olmadigini ,aslinda Pervin´in tüm kabahatinin Türk
olmus olmak oldugunu zaman ona gösterecekti.
Bazen,
mimiklerinden ya da ses tonundan kendi
hakkinda hos seyler söylemedigine kanaat getirse araya giren kücük görümceleri
annelerini korumaya alip; “ siz yanlis anladiniz o kelime o manada degil annem
öyle söylemedi” laflariyla günler gecer
olmustu. Farkediyordu; kendisiyle az ama kaba ses tonuyla konusan kayinvalidenin
sözleri, kendisine dogru cevrilmiyordu. Oysa, kendi annebabasinin ögütleri
dogrultusunda zorla da olsa, en mutlu gülücügünü takinip, hicbir sey olmamis
gibi, esi icin, kendi annebabasi icin, bir sürü hediyelerle kapilarini
caliyordu. Itina da ediyordu, kendisine kapinin acilmasindan haric neredeyse
hic konusulmuyordu.Her seferinde, Pervin imzayi attigi kagit parcasina pisman
olarak evden ayriliyor; neredeyse dokunacak olsaniz aglayacak hale geliyordu.
Evde
bir tek annesiyle dertlesebiliyordu. Zaten sizlanmasininda kendisine bir fayda
getirmeyecegini babasi istenmeye geldigi gün cok acik bir dille ifade etmisti.
Artik dönüsü olmayan bir yolda idi; yani yalniz savasci idi. Hic olmazsa,
Almanya´ya gidene, dügünü olana, nihayet kendi evini kurana kadar, bu duruma
sabir göstermesi icab ediyordu.
Kendi annesi, “kizim baska eve girmek baska bir dünya
ya girmek gibidir. Sen ki, gercekten bambaska dünya ya girmek üzeresin hatta.
Senin icinde, onlar icinde, her sey normal. Onlar seni, sen onlari taniyinca
kadar sen saygi da kusur etme, onlarda
anlayacaklardir. Hem, kadin kalbinden rahatsizmis belki, keyfi o yüzden
yoktur” diye kizini ön yargidan uzak tutmaya calisir.
Oysa, aileyi bizzat birebir gören ( Kayinpeder haric)
kendisi oldugu icin,onun böyle olmadigini gayet iyi biliyordu. Mesleginden
dolayi, genc yasina ragmen biraz insanlari tanir olmustu; cünkü günde ucakta
800-900 kisi ile yüzyüze geliyordu.
Yine böyle günlerden birinde idi. Pervin pür dikkat
onlarin dillerini anlamaya calisiyor; gözüne carpan onlarin adet, sofra
düzeni, ikram gibi biz Türklere degisik gelenleri hafizasina kayd etmeye calisiyordu.
Her nedense her ziyarete gittiginde mutlaka birileri gelir, inceden inceye
durmadan süzerlerdi onu. Aralarinda bir seyler konusurlardi hakkinda. Bazen,
nedense bu laflar farscaya dönerdi ki, hic anlamasin diye. Hep merak etmisti
"maugiz" lafi ne idi diye. Cünkü en cok duydugu kelime bu idi. Acaba "bu kiz"
manasina mi geliyor dese görümceleri yine öyle degil diye mazeret
uyduruyorlardi her seferinde. Bir müddet sonra bunu sorma geregi bile duymamaya
baslamisti; cünkü bunun bu manaya geldigini coktan anlamisti. Ismi yerine bu
sifatla konusulmasina icerlemisti.Hem ne idi bu kadar hakkinda konusulacak ne
yapmisti bu müstakbel maugiz (Pervin).
Bir
gün, bir genc kiz daha gelmistir; onun gittigi günde. Gariptir ki, yüzünde
gülücükler acmistir o somurtuk kayinvalidenin yüzünde. Ilk kez o zaman fark
etmisti Pervin, bu kiz baska biri idi. Cünkü kayinvalidesi konusurken Pervin´den
tarafi bakip bir göz temasi bile kurmuyordu hatta onunla ilgili birsey
söylerken sesinin tonu degisiyordu. Sonraki pek cok günde kayinvalide sudan
sebeplerle o kizin yada o kizin kizkardesinin önünde tersliyor yada
bagiriyordu ona.
Pervin,
onun ne dedigini anlayamadigindan yanlis reaksiyon vermekten sakinmisti.O kiz
kayinvalidenin bu tavrindan cesaret alip Pervinin kücük görümceleriyle muzipce
bir seyler konusup ona dogru bakarak gülüsüyorlardi.Kayinvalide bu duruma cok
kez bariz bir sekilde sahit olsa dahi hic de kimseyi uyarmamis,bilakis memnun
olmustu.
Esine söz vermisti; evlendiginde kayinvalidesine anlasamadigi bir gelin degil; onun sözünü dinleyen, saygi gösteren, bir gelin olacak; cidden onu annesi gibi görecekti.Ama nafile idi cabalari. Görünen oydu ki hata yapsa cahilligine verilebilecek Pervin degil; galiba büyüklük göstermesi gereken kayinvalide, henüz olgunlasamamis biri idi.
Esine söz vermisti; evlendiginde kayinvalidesine anlasamadigi bir gelin degil; onun sözünü dinleyen, saygi gösteren, bir gelin olacak; cidden onu annesi gibi görecekti.Ama nafile idi cabalari. Görünen oydu ki hata yapsa cahilligine verilebilecek Pervin degil; galiba büyüklük göstermesi gereken kayinvalide, henüz olgunlasamamis biri idi.
Artik
Pervin bu durumu ve kizi acikca Önder
ile konusmaya karar vermisti. Simdiye kadar sormamakla belki gec bile
kalmisti.Hayati nereye dogru gidiyor bunu ögrenmeli idi.
………………..
Kum
Tanesinden
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)