Sevgili ve cok kiymetli blog arkadaslarim,
Temmuz 28 den beri bana yazdiklariniz yorum olarak ancak az evvel hepsi birden cikageldi.Sabah baktigimda bile yoktular. Bilemiyorum sizde böyle bir sorunla karsilasiyormusunuz Blogger da. Bana daha önce 4-5 ay evvel olmustu ama düzelmisti simdi yine oldu;cok üzüldügümü bilmenizi isterim. Lütfen kimse benim yayinlamamak istemedigimi düsünmesin bu dha da üzer beni. Gerci su siralar manen cok mesguldüm ama yorumlarinizi cevaplayamayacak kadar degil. Bu sorundan ötürü hepinizden özür diliyorum. Hepiniz esenlikle kalin
Kumtanesi
Insan ancak ruhuyla görür.Sabir ve zaman siddet ve öfkenin yapabileceginden cok daha is basarir.
KARALAMALARIM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KARALAMALARIM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Ağustos 2012 Pazartesi
16 Temmuz 2012 Pazartesi
TÜRK GELIN ( 13 )
TÜRK GELIN ( 13 )
….......
Güc bela da olsa, Önder´in Almanya´daki calistigi
radyonun gönderdigi fax ve özel
kagitlarla Pervin´in elindeki basvuru formlari nihayet teslim alinmisti. Pervin,
en azindan basvurusunun yapildigi, bundan sonra bir tek beklemesi gerektigi icin;
rahatlamisti.
Simdiden sonra, ziyaret etmekte oldugu Önder´in ailesinin kötü
davranislari artik, Pervin icin daha az yaralayici idi.
Neyse ki, yüksek sezona girildiginden olacak, artik Pervin´in
ucuslari daha siklasmis ve bu nispetten yurt ici ve yurt disi yatilarida
cogaldigindan, biraz kafa toparliyabiliyordu. Ama, her ziyarette kayinvalidesinin
süpheci ve igneleyici laflari Pervin´i neredeyse kusturacak nitelikteydi.
Türkceyi pek cok bilmedigini söylese de, epey seyi de söyleyebildigine, hayretti
dogrusu. Bir de iyi bilse ne söyleyecekti acaba. Bazen, ucusu ile ilgili
soru sordugunda ayni soruyu 3-5 kez farkli zamanlarda soruyordu. Sanirim, cevabin
farkli olmasini umuyordu." Bu giyiminizi; gittiginiz heryerde mi giyiyorsunuz "gibi
sacma soru da soruyordu; baska sey demek istercesine. Tuhaf kadindi dogrusu,
utanmadan derdi:“ Sizin yasinizda bir yanlislik olmasin, benim oglum genc; siz
bayagi büyük duruyorsunuz „ Ya da “ Siz nasil hostes oldunuz benim kücük
kizlarim dahi sizden cok güzel? „
Pervin
üzülse de bu ibarelere, gayet sakince dinleyip cevaplamisti. Yasi icin,
kayinvalidesine cevap olarak:“ Umarim gercekten dediginiz gibi oglunuz genctir,
benden. Lakin, degil benim nüfus kagidim hatta Annemin ve benim dogum sonrasi
hastahaneden taburcu edilisimizin kagidi var evde;gerekirse gösterebilirim; ama
siz yetiskin biri, hemde hemsirelik yaptiginizdan bunun gereksizligini
anliyorsunuzdur. „ diye cevaplar.Cünkü, Önder dahi, yil haricinde hangi ay ve
günde dogdugunu bilmemektedir. Anne Babasi tarih söz konusu
olunca tartisiyorlardi. Annesi, Önderin dogdugunda "hava sicakti "derken babasi"
yok kurban bayrami yeni bitmisti" derdi.Kisacasi Önder´in pasaportunda yazili ay
ve gün iltica ettiklerinde kafadan yazilmis rakamlardi.Diger soruya ise
Pervin,“ Kizinizi güzel bulabilirsiniz ama hostes olmak icin maalesef güzellik
yetmiyor. Yoksa her taraf güzel kiz dolu yoksa neden hepsi kabin memuru degil.
Ama her ne kada;r benim bu görevi yürütmemden memnun görünmesenizde kiyaslamaniz
bile kizinizi hostes olarak görme egiliminde oldugunuzu gösteriyor; buna sevindim dogrusu. Umarim
ilerde görüsürüz, ayni camia da „diyerek yanitlamisti.
Pervin,
baska sartlarda belki bu sorulari kaale bile almazdi ama kayinvalidesi onun
sessizligini bir acizlik olarak algiliyor olmaliydi.O ise, ufak tefek seyler
yüzünden tartisip, hatir kirip yüz göz olmak istemiyordu. Ama bir yerde, o da
gencti ve de kibarca da olsa, haddini bildirmesi gerekiyordu. Cünkü anlatmasi
gerekiyordu kayinvalidesine. Pervin, bu hareketiyle“ Yalandan essek oluyorsam
sebebi var. „ demek istemisti ayni onun gibi kinayeli konusarak.
Aradan 2-3 ay gecmis ve bir gün sevindirici haber gelmisti.
3 ay icinde olsa Turist vizesi cikmisti nihayet. Önder ise Cin´e 1-2 arkadasiyla
ticarete giden babasina ulasmis haberi vermisti. Aradan gecen bir hafta sonra,
Türkiye´ye dönen bir arkadasi araciligi ile babasi "artik dügün yapilsin en gec 15 güne kadar oradayim: " diye haber
göndermistir. Bunun üzerine, Önder alel acele birkac gün icerisinde Istanbula
gelmisti; dügün icin hazirliklari yapmak icin. Zaten, annesi istemediginden
bilmez ayaklarina yattigi belli idi. Hep kalbinden rahatsiz oldugunu öne
sürüyordu. Bu acikca bir mazeretti .Kimse ondan saatlerce disarida yürüsün
istemiyordu; hatta evden ayrilmasina bile gerek yoktu. Bir büyük olarak
düsünebilir, konusabilirdi. Ama yine de bu isi Pervin ve Önder üstlenmis;
bildikleri, akil edebildikleri kadari ile hazirliklari yapmaya calisiyorlardi.
Pervin ´in ailesi durumu sezmisti. Babasi“ Kizim birakin o zaman biz
ilgilenelim“,dese de Pervin kabul etmez. Gerekcesi de sudur:“Baba birincisi, her dügünde taraflar mutlak bir eksik
bulur sikayet edecek. Adamlar karismaz, ama sikayette dili cikar ben sizin
böyle bir sey altinda kalmanizi istemem. Ikincisi, onlar ilgilenmiyor, sen ve
annem üstlenseniz onlar yan gelip yatacak gerek yok buna. Benim yüzümden siz
stresse girmemelisiniz. Zaten Önder ile birlikte yapiyoruz birseyler.
Zorlandigimizda bize fikir verirseniz, en büyük yardim babacigim. Zaten Istanbul
cok büyük. Bizim bile basimiza yumurta koysalar, pisecek hale geliyoruz bu genc
halimizle. Herkesin seferber olmasina gercekten lüzum yok, sen tasalanma „ der.
Ve söyle de ekler:
Babasinin“kizim siz gencsiniz, parayi gereksiz ve bol
keseden harcar pazarlik yapamazsiniz „ demesine ragmen. Pervin yine babasina:“ Önder´in de parasi var;
benim de yeterince param birikti. Para sorunumuz yok; hem ne kadarina yeterse, o
kadarlik dügün olsun babacigim. Cok klas olmasi gerekmiyor, yeterki davetliler
memnun ayrilsin kafi” deyip babasini teskin etmistir. Zaten, Pervin ailesinin
kendisine takacagi altinlara, dügün Istanbul´un diger yakasinda olacagi icin
davetliler icin tutulacak otobüse varana kadar önceden düsünüp hepsini satin
almis veya ödemistir. Karar vermistir. Babasina bir kurus harcatmayacaktir.
Ayni sekilde, Önder de kendi ailesinin yapacagi harcamalari
üstlenmistir. Böylelikle 2 ailede maddi olarak bu dügünden etkilenmemislerdi.
Hatta dügünden sonra el öpmeye geldiklerinde, Pervin Babasina bankada
biriktirmekte oldugu duty free paralarini ki 3 ayri hesapta idiler: Dolar, Sterlin ve DM olarak. Babasina“ Babacigim, benim
bilmedigim, bana söylemedigin harcamalarin olmustur. Bilemiyorum bu hepsini
karsilar mi; ama kalan bütün param bu, bankadan cektim. Karsilamazsa da, simdilik
hakkini helal et Baba „ diyerek babasina uzatir. Babasi almak istemez.“ Kizim
sen evlisin artik orada bu para size lazim olur „ diyerek yine red eder. Lakin
Pervin” Baba bu benim param. Hem Önder benim param icin evlenmedi ya, zaten
karisiysam bundan sonra bana bakmakla yükümlü " demisti. Gerci, Önder´in ailesinin
kendisine yasattiklarina sitemle demisti bunu. Böylelikle, babasina zorla parayi
almaya ikna eder. Pervin yalnizca Almanya´ya gittiklerinde kendilerini Köln´den
kalacaklari sehre götürecek olan tren masraflarini karsilayacak kadar para
ayirmistir.Önder´in dügünden dolayi tamamen parasi bittiginden bir kurussuz
döneceklerdi ilk evlerine.
Babasi, Pervin´in bu hareketinden dolayi pek memnun
kalmis, gurur duymustur. Bu memnuniyetini de Pervin´in pek arzu etmedigi bir bicimde diger kardeslerine
aktarmistir:“ Ondan baska ikiniz de akil edemediniz böyle bir seyi. Ikiniz de bana
durmadan masraf getirmekten baska bir ise yaramadiniz.“ diye Abla ve Agabeysine
söyledigini Annesinden ögrenmis ve de cok üzülmüstür.
Evet, Babasinin her seferinde biriktirdigi paralari, önce
kizinin sonra, oglunun dügün masraflariyla harcanmisti.Simdi ise, biraz
biriktirebildigi parasini Pervin Babasina harcatmamasi gerektigini; cünkü ev
kuracaksa bu kendi imkanlariyla olmali fikrinde oldugundan bunu yapmamisti,
yaptirsa ayiplardi kendini cünkü. Emeklilik parasiydi o Anne ve Babasinin. Ne
sekilde olursa olsun, hakki yoktu buna. Calisiyordu, parasi vardi. Adetler böyle
diye, herseyi babasina yikamazdi.
Annesinden isitmis olduklarina, kendisi icin memnun olsa da kardeslerinin haksiz
yer suclandigini düsünmüstü. Cünkü, evlendiklerinde onlar Pervin´le ayni
sartlarda degillerdi. Olsalar zaten, Pervin´den farkli davranmazlardi. Babalari
bosuna üzmüstü onlari.Pervin ´in Ablasi
daha kücük evlenmisti, eside daha üniversite ögencisi oldugu icin Pervin´in
Babasi onlara destek cikmisti hep. Oglunun evliliginde ise oglanin yasi geldi
deyip; alel acele güzel bir kiz bulup, memleketten görücü usulü ile evlendirilmisti;
ki daha para biriktirmeye firsati olmamisti genc delikanlinin. Delikanlinin
ilk isi, ilk maaslariydi daha.
12 Temmuz 2012 Perşembe
ILK ANILARIM
Hayatimdaki
ilk hatiram bir kis aksamina aittir. Muhtemelen, bir kac dakikalik bu silik
hatira, benim icin de yüregimde ilk hissettigim hisler olarak da deger tasir. Büyüdügümde
ögendigime göre, Erzurum ´da imisiz; Babamin sark hizmeti nedeniyle. Hafizama
kazinan üc güclü hisse ise, su minik sahne sebep olmustu:
Disarisi zifiri karanlikti, diz boyu kar vardi. Hayatimda ilk
defa, böylesine büyüleyici bir beyazlik görüyordum. Evin kapisinin acilmasiyla,
disariya yansiyan isikla yagan kar, o denli parliyordu ki, zannediyorum daha cok minicik
olan ben, inanilmaz bir sekilde, o görünen, tahminimce parlak, yumusacik, pamuk yiginini
ellemek istiyordum.
Agabeyim ve Ablam kapiyi calmislardi. Annem kapiyi onlara
actiginda, onun bir adim bile yanindan ayrilmadigim icin görmüstüm; o muhtesem
manzarayi. Agabeyim ve Ablam birseyler istemislerdi. Bilemiyorum ama, her
ikisinin de yüzü kipkirmizi ve nese icindeydiler. Hatta , Agabeyimin cok
eglendigi belli idi, gözleri parliyordu ve hep sevindigi zaman oldugu gibi bir
muzip gülümseme belirmis, gamzeleri gözüküyordu. Annem onlara“ yeter artik
iceri girin „ dese, ben de onlara delicesine katilmak istedigimden, en büyük
itiraz benden geliyordu. Ve kendimce emindim; hem ben , hic mi hic
üsümeyecektim, annem beni o isiltili pamuk yiginina saliverse; cünkü yanimizda
bizimle disariyi seyretmekte olan bir gözü mavi, bir gözü yesil olan Van
kedimize dokundugum gibi olacakti sanki.
Disaridan da iceriye
ince bir rüzgar dahi yoktu; müthis bir histi. Galiba mutluluk böyle seylerde
gizli. Essiz kisa anlarda.
Tabii Annemin" yok olmaz „ lafiyla o silik hatiramda
sonlanmisti.
Sonraki derin ve beni hala etkileyen hatiram ise; babamin
bana sordugu bir soru idi.
Ben babamin kucaginda idim ve sebebini bilmedigim bir nedenle
tartisiyorlardi, ama Annemle tartisiyorlardi. Olayi öncesinde degil, o sorudan
itibaren hatirliyorum. Ne hikmetse, hem de su an önümde ceryan eder gibi,
saniyesi saniyesine.
Babam Anneme“ gel cocuga soralim hangimiz hakliyiz? „ diye emr-i vaki de bulundu. Yani
ben muhtemelen üc yasinda da degildim. (Cünkü Amasya ´ya yerlestigimizde 3,5
yasinda idim. ) Böylelikle, Babam bana ( bu yasimda bile onu elestriyorum), hakemlik
görevi yüklemisti. Ben ise, hala vicdan
azabi cekiyorum, o yüzden. Cünkü, daha cok kücük ve kelime anlamlarini
karistirdigimdan Babama kendisinin haksiz oldugunu söylemek istemistim.
Aglayarak ve onu iki elimle itip, Anneme dogru uzanarak” sen haklisin” dedigimi
hatirliyorum. Sonrasinda Babam beni daha siki kavradi, “ gördün mü” diye Anneme
dönüp bagirdi.
Annem dona
kalmis, birsey diyememisti, yüksek sesle aglayarak Agabeyimi almis; Babamin
ceketinden tutan Ablamin bakislari arasinda evden ayrilmak icin yeltenmislerdi.
Ben o an, bu iki kelimenin gercek manalarini aci bir sekilde
ögrenmistim. Annem neden sonra evden cikarken camda silüeti belirmis ve önüne
bakiyordu. Ona eslik eden ,benden sadece 10 yas büyük Agabeyimle, disaridan göz
göze geldik. O bakislardan anladim: giderlerse bir daha gelmeyecekler. Benim
tüm kucaktan inme cabalarima Babam beni daha fazla kucaklayarak cevap vermisti.
Artik evde Ablam, Babam ve ben kalmistik.
Bu durumdan benim sorumlu oldugumu , Annemi cok üzdügümü düsündügümden, daha
bir feryadi bastim. Allahtan o durumlarda üstüme yoktur. Zannediyorum,
aglamalarim ciglik derecesinde oldugu icin Annem herseye ragmen geri dönmüs,
beni var gücüyle Babamin kucagindan söküp alisi ve disari ciktigimiz idi son
hatirladigim. Sonrasi ise, sanirim arzuladigim gibi gelistiginden hafizama
kaydolmamis, derin iz birakmamisti.
Ama bu olay, gösterecekti bize daha sonraki yillarda, Ablam
hep Babaci, ben ve Agabeyim ise kosulsuz Anneciydik. Bu sanilmasinsin Babami
sevmem; dünyanin en iyi babasidir aslinda, ama o da gencti ve dogal olarak hata
yapiyordu.
Diger önemli hatiram ise yine 3 yasinda Ablamla gecirdigimiz
trafik kazasi idi.
1960´li yillarin sonlarindaki Erzurum sanirim ufakti. Halki coluk cocuk sinemaya
gidiyorlardi. Yine öyle filmlerden biriydi. Hatta filmin adini gayet iyi
hatirliyorum“ Daglar Kizi Reyhan „
Ablam Annemden izin
koparmaya calisiyordu. Neden sonra Annem bir sekilde izin verecegini söyledi;
beni de birlikte alirsa. Simdi diyorum Annemin yaptigi hic akillica mi idi?
Tamam cok ufakta olsam anlasilan, enteresan ve kendine hakim bir cocukmusum.
Ama Ablam da benden 7 yas büyüktür. Yani cok olsa o zaman 10 yasinda idi.
Kisacasi 10 yasindaki bir cocugun yanina 3 yasindaki cocuk verilip gönderilir
mi idi? Ne cesaret!
Neyse, biz 2 veled en güzel kiyafetlerimizi giymis, sevkle
sinemanin yolunu tutmustuk. Benim icin özel bir gündü; ilk kez büyükler gibi bir yere gidiyordum ve
gercekten uslu duracaktim.Yolda iki tarafi sararmis ekinlerle dolu arsalarin
arasindan gecen bir yoldan gecmeliydik; ki bu yol yer yer her iki taraftan da dikenli tellere kapli idi. Bazi yerlerde de
teller bozulmus, yerde idiler.
Biz gecerken bir grup( 4 ) asker ikisi ayakta, biri arabaya dayanmis, biri
koca tasin üstüne oturmus ellerinde kahve rengi siselerden birseyler iciyorlar, gülüsüyorlardi. Ben ise, elime tutusturulmus neredeyse kafam kadar olan, kirmizi
sulu elmaya iyice asilmistim.
Biz Ablamla elele önlerinden gecmis biraz uzaklasmistik ki, asker
Agabeylerin arabaya binip hareket ettiklerini gördüm. Aracin sesi cok korkunc
geldiginden dönüp bakmistim arkama. Gördügüm aracin düz sürülmedigi sag, sol
yaptigi idi. Ablamin elini daha siki
tutunca Ablam irkilmis, o da basini cevirmis ve manzarayi görünce beni aksi
istikamete sürüklemis; cabuk ol , kos demisti. Artik ikimizde emindik; araba
üzerimize geliyordu. Ben ise, Ablama ayak uydurmaya calisiyordum, var
gücümle. Bu aralikta 2 defa taraf degistirmistik, arac devamli yön
degistirdiginden. Artik nefes nefese kalmistim. Tam kurtulacaktik ki, benim
ayagim, üzerimde oldugunu hatirladigim krem rengi triko pantalona yerdeki dikenli
teller takilmis ve düsmüstüm. O anla birden
bire yasadiklarimiz, korku filmine dönmüstü. Artik iki cocuk herseyi, saniyeler
icinde düsünüp, dogru reaksiyon vermemiz gerekiyordu.Tellerden kalkmaya,
kurtulmaya calissam da, bir adim sonra yine düsmüstüm; cünkü öbür bacagimda
takilmis meger. Ablam kaldiramadi beni, birakti. Sonra gidecekti ki, yine
duraladi, basima geldi, yine denemek icin. Ben ise, arabanin artik iyice
yaklastigini yattigim yerden gördügümden ve mecalimin kalmadigindan, benim
sansimin olmadigini ama Ablamin kendini kurtabilecegini idrak ederek tam bir
suurla ( herhalde o an gerceklesen insanüstü bir güc olmali ne bileyim)Ablama“
Abla sen git, kac „ dedim. Hem de o yasimin verdigi en yüksek ses ve bilincle.
Bunun üzerine, Ablam önce 2-3 kosu adimi atti ileri dogru, ben ise, hala ayagimi kurtarmaya calisirken
arabaya son kez bakmis, ellerimin arasina almistim basimi. Bir an“ Korkma Meral
ben buradayim „ deyip canim Ablacigim koca askeri araci gördügü halde
ezilecegini bilerek boylu boyunca üzerime kapandi, beni sararak. Bunu,
gözlerimle gördüm; unutabilmem mümkün degil. 1-2 saniye sonra bedenimde ,
kalcamda müthis bir sicaklik olustu. Sanki cayir cayir yaniyordu.Ben ise hala
yolda yiyemeden elimden düsen ve simdiye kadar ki yedigim en tatli ve kirmizi
elmanin kirlendigine agliyordum. Ablam bir yandan agliyor ve yalpalama ve
sendeleme arasi yarali ayagiyla kaciyordu “gel „ israrlarina ragmen. Sanirim
sokta idi. Artik üzerimizden Askeri arac gecmis ve aglayan beni de susturmak
icin bir asker agabey kucagina almis; hepsi bana seker falan uzatiyordu
sakinlestirmek icin.
Hastahanede ögrenecektim; Ablamin bacaklarinin üzerinden
tekerlek gecmis, benim ise kalca kemiklerim cikmisti.
Hala Elmaya bakip agliyordum. Beni susayim diye hoplatsalar,
tekrar bedenime o inanilmaz sicaklik yayildigindan, yine koyuluyordu
gözyaslarim. Neden sonra, tugaydan babamin haberi olmus, gelmisti. Babam
oracikta arabayi süreni paralamisti. Hemen beni ve Ablami hastahaneye
ulastirdilar sanirim.
Sonrasini babamdan isittim; kendisi de ordudan oldugundan
askerleri iyi bir sorguya cektigini ama 2 sinin evli ve birinin de 3 cocugu
oldugu icin, bizlerinde sakat kalmadigimizdan affetigini söyledi.
Ablama ise hala hayranim.10 yasinda bir cocuk olmasina ragmen
büyük bir cesaret göstererek aldigi ani bir kararla, benim icin kendi hayatini
riske atti. Eger, Ablam üzerime yatmasa
imis, doktorlarin dedigine göre, ölecekmisim ;böylesine bir darbeye dayanamazmis
bedenim. Yani Ablama sadece sevgi
degil, bir de hayat borcum var.
Allaha
sükrediyorum ki, beni böyle güzel Agabey ve Ablanin kardesi yapti. Umarim ben
de haklarini öder , layik olurum onlara.
24 Haziran 2012 Pazar
TÜRK GELIN ( 11 )
TÜRK GELIN ( 11 )
Pervin, Önder´i ilk kez gördügünde okulun ilk
haftalariydi. Daha sinifta iki arkadasla tanismisti, herkeste bir telas vardi. Ilk vize nasil olacakti? Ne kadar calismalari
gerekti ki, iyi bir not almalarina yetsin? Derse giren hemen her hocanin ders
sonunda bir sürü kitap ismi verip cikmasi, sadece Pervin´i degil herkesi
endiselendiriyordu. Ögrencilerinde cogunun imkanlari kisitli oldugundan bu
bayagi zor bir seydi; üniversitede tahsil yapmak. Dersler ilerlerken Pervin´de
daha sonraki 4 yil boyunca neredeyse yapisik kardesler olacagi diger kiymetli
arkadaslariyla tanismisti. Pervin´in sevgili arkadaslari Ibrahim, Nazim, Ali
Osman, Gülsüm, Emine, tabii bu kadroya sonradan Önder de katilacaktir. Pervin ve
arkadaslari bunun üzerinden gelebilmek icin su sekilde anlasmislardi: Herkes
kitaplardan bir ve ya ikisini alip okuyacak; digerlerine son derece detayli
özetleyecekti. Bu planlari gercekten sonuc vermis; bir anda, hep birlikte
durmadan, iyi not alan ögrenciler olarak ismen belirginlesmeye baslamislardir. Hatta,
sonradan ögrendigine göre hocalar kendilerine isim bile takmistir; her zaman
birlikte gezdiklerinden. Adlari“ is bitiren cocuklar „ bu okul bitene kadar da
öyle olmustur.Onlari uzaktan izleyen sasirirdi; cünkü her daim biri konusur,
dakikalarca digerleri cit cikarmadan sessizce dinlerlerdi. Eger derste yada
disarda birbirlerine ögretmenlik yapmiyorlarsa mutlaka kütüphane, külliyelere
ve imkanlar dailinde seminerlere katilip üniversite yasamina uyum saglamaya
calismislardi. O yüzden; cok cabuk takdir görmüslerdi hocalardan.Okul bitene
kadar; pek cok ögrenci hocalari sadece derslerde görürken, bunlari hocalar
cagirtirdi assistanlari araciligi ile odalarina, kagitlara entersan seyler
yazdiklarindan.Tabii bir de, benzer seyler yazdiklarindan olsa gerek. Pervin o
grubundaki sanslilardan biri, olup bölüm baskani tarafindan cagirilmisti;
yaptigi bir harita calismasindan dolayi. “ Herhalde paylanacagim „ diye gitse, bir dolu övgü isitmisti. Hoca
odasinda bulunan diger iki profesöre de bu kiza iyi dikkat edin, isini
titizlikle yapan biri diye. Pervin, o iltifati hayatinin sonuna kadar
unutmayacaktir; cünkü aldigi en güzel iltifatti. Sonradan görecektir ki oda da
bulunan baska birisi de sonradan arkadas grubuna katlacak olan Önder´dir .
Pervin ve arkadaslari, onu yasinin biraz büyük oldugundan ve hep James Bond
cantasiyla dolasmasindan assistan yada arastirma görevlisi saniyorlardi; ta ki
ilk vize ye kadar.
Pervin, ilk vize imtihani icin kalan son 10 dakikaya bile
elindeki notlari hafizlamaya calisirken kulaginin dibinde kendisine“ burada ne
ariyorsun „ diyen sesle irkilir.Pervin, kimseyle kensiyle sen diye hitap edecek
bir arkadasi olmadigindan, kaslari catik ve icinden bu ne ukalalik diyen edayla
kafayi kaldirir. Gördügü odadaki kisilerden biridir ve muhtemelen hocanin
assistanlarindan biri oldugunu tahmin ederek“ efendim, afedersiniz calismamdan
emin olmadigim icin hala okuyordum „ diyerek alelacele notlari
kaldirir. Önder´in "sinav henüz baslamadi degil mi? „ sorusu üzerine Pervin “ siz
ögrenci misiniz ben sizi asistan sanmistim? „ demesi üzerine Önder
ögrenci oldugunu teyyid etmis ve kendisini tanitmistir. Kisa süren
konusmada onun hic kimseyi tanimadigini ögrendiginden, imtihandan sonra Pervin
onu kendi arkadaslariyla tanistirmistir. Böylelikle, zaman zaman uzayip kisalan
calisma gruplarinin cekirdek kadrosu olusmustu.
Sonradan Önder, harita meselesinden sonra seninle mutlak
tanismam gerektigine karar vermistim, cünkü, büyük bir ihtimalle sinifin en
iyilerinden olacaktin, o yüzden de sana yabanci oldugumu söylemedim; nereli
oldugumu sordugunda Nigdeliyim dedim ki, benden uzaklasmayasin diye. Gerci
Pervin o Nigdeli´yim dese de, onu dogudan gelen biri diye tahmin etmistir sivesinden, o yüzden de fazla
irdelememistir. Cünkü, zaten soru yüzeysel bir sorudur; hic farketmezdi, hangi
sehirden olduklari, sonucta hepsi Anadolulu degil mi idi?
Bu sekilde ilk tanisikliklari baslamis,onu tatillerde devam
eden arsiv calismalari takip etmis ve
sonunda Pervin´ in cok kaba ve ukala buldugu Önder; arkadaslar arasinda söyledigi
Rusca ve Farsca sarkilar sayesinde, güzel sessiyle onun kalbini calmistir.
Okul bitene kadar bütün arkadaslarindan saklamislardir. Pervin´
in ilk defa da bir erkek arkadasi
oluyordur ama Pervin hic rahat degildir.Vicdan azabi cekmektedir ;cünkü zaten
flirt toplumda hos karsilanilan bir durum degildi ve ayrica Pervin´in babasi
her zaman“ kizim güzel kiz oldun, elbet sana yanasmak isteyen, begenenler
cikacaktir karsina, sakin merak edipte, okulu ihmal etme, kendini sadece
okuluna konsantre et. Eger, iyi bir derece ile bitirirsen, iyi bir isin, iyi bir
kazancin olur. Hayatta o zaman kimse seni adinla degil, Pervin Hanim yada Hanimefendi
diye cagirir. Nerede olmak istiyorsun, kendini nerede bulunmaya layik
görüyorsun; iyi karar ver evladim „ diyen söylemlerini ki, ( bu söylemleri
babasindan bozuk plak gibi duymaktaydi hep) yerine getirememekten, babasina
verdigi sözü kismen tutmamis olmaktan üzüntü duymaktadir. Duygusal cok
ikilemlerin arasinda kalsa da Önder´le olan arkadasliklari sürmüstü.
Bu arada Pervin,yurttaki bir kizarkadasiyla birlikte bir sohbet
sirasinda gördükleri bir gazete ilanindan ani olarak hosteslik sinavina
basvurmuslardi, sanslarini denemek icin. Zaten, hemen her hafta bir yerlere
müracaat ediyorlardi is icin .Cünkü, yüksek lisans ve ögretmenlik sanslarini
kaybetseler ellerinde baska sanslari olsun diye.
Güzel tesadüftür ki, Pervin sinavi kazanmis ama fikrin
sahibi olan arkadasi kazanamamistir. Bu güzel tesebbüs sayesinde hayatinda ilk
kez de bir ucagi, degil ucmak, ilk kez icinden görecekti. Ayni fakültede Türkoloji okuyan arkadasi cok
üzülmüstür. Pervin ona“ sen merak etme; ben Pervin´sem seni oraya aldiracagim „
bekle de gör der.Ve bir yila kalmaz gösterdigi basaridan kabin amirligine
yükselen Pervin, sözünde durarak yeni alinacak hostes adaylari arasina kendi
arkadasinida koydurmayi basarmistir..
20 Haziran 2012 Çarşamba
TÜRK GELIN ( 10 )
TÜRK GELIN ( 10 )
Önder kendisinin ve ailesinin Türkiye´ye gelislerini ise
söyle hikaye etmistir Pervin´e:
Afganistan- Rus savasi öncesinde Afganistan karisiktir. Bir
grup Afgan, Ruslari desteklerken bir kismi da karsidir. O sirada ülkenin basinda
padisah bulunmaktadir.Önder onu," aslinda iyi bir adamdi ülkeyi mamurlastirmak
icin ugrasirdi ama gücsüzdü; hem nereden baslanacakt ki " diyerek sözlerine devam
eder.
O sirada 19- 20 yaslarindadir ve artik Kabul´ de padisah
karsitlari cogalmis; hatta suikastta düzenlendiginden bir gün neredeyse Kabul´ün
bütün genclerigözaltina alinmistir ve bunlar arasinda Önder de vardir. Kendisine
gözalti sirasinda cok dayak atilmis, iskence görmüstür. Bu iskence sirasinda
önüne bos kagit konup, yaz ve imzala aralarinda oldugunu diye israrla
görevlilerin biri cikip biri girmektedir. Önder´in ise hic bir sey den haberi
yoktur hatta iskence sirasinda kendisinin gözlerine tellerle vuruldugu ve
ifadeye zorlandigini söylemistir.Dedigine göre, önce cok sert bir görevli
gelip bunu yaparken sonra“ Ben bilmiyorum onlarla alakam yok „ israrinaiceri
daha ilimli hatta samimi görünen görevli“ Evladim imzala kurtulacaksin sana bir
sey olmayacak dese de, Önder imzalamaz“ Vallahi benim o olayla ilgim yok,
kimseleri de tanimiyorum ve ne dediginizi anlamiyorum „seklindeki israrli
cevabina o ilimli görünen görevlide sertlesir o kadar döverler ki sonunda
kagidi kalemi eline alan Önder yazmaya baslamistir.Ama yazdiklari cok sacma
seylerdir ve artik psikolojisi bozulmak üzeredir ve Önder´in dedigine göre,
görevlinin ikide bir" ne biliyorsan yaz "cümlesi kafasinin icinde
yankilanmaktadir. Bu sekilde kagida fizik problemi cözmüstürmegerse suursuzca.Imzalayip
verdiginde sen benimle alay mi ediyorsun diyerek bir daha öyle bir döverki
Önder´i, bu kez suurunu kaybetmistir.
Sonrasini Pervin´e“ Vallahi hic hatirlamiyorum ben o kagida
neler yazdim zaten günlerce karanlikta kaldim ,kac gün kaldigimi dahi tam
bilmiyorum, tek bildigim durmadan dayak yedigimdi " diye söyler.
Sansina o günün sabahina gözlerini actiginda, Afganistan´da
yönetim degismis ve tutuklular serbest kalmistir. Bunun üzerine serbest kalan
Önder´i ailesi ülkenin gidisatindan endise ederek Türkiye´ye gönderme karari
alirlar. Bunun üzerine bir Rus ucagi ile Bulgaristan üzerinden Türkiye´ye
geldiginde ucakta iltica ettigini bildirir ve böylelikle ailesinden yalniz,tek
basina Türkiye´ye gelmistir.
Eskiden ailesinin tanidigi hemsehrilerinin yaninda kalmak
istesede kimsecikler yer vermemistir.
Önder der:“ Param bittiginden bir Kazak hemsehrinin deri
atölyesinde calistim. Beni isten cikarmasin diye öyle cok calisiyordum ki
sonunda o Kazak benim atölyede de kalmama izin verdi. Buna cok sevinmistim; cünkü
bir hemsehrinin yaninda kaliyordum bir gecekondu bozmasi dam yerine plastik
kaplama vardi, her yagmur da oldugu gibi iceri akan.
Herneyse, o Kazak aile artik hizmetleri karsiliginda ona
yemek de vermeye baslamistir. Böylelikle
kendi ailesi 5-6 ay sonra gelene kadar o atölye de calismistir.
Önder yine
de minnettarlikla anlatir; gerci kaldigim atölye bir deri atölyesi oldugundan
igrenc de kokuyordu ama o Kazak beni hic bir cocugundan ayirmazdi diye.
Artik,
ailesi gelmistir gelmesine ama yine her göcmen ailenin sorunu gibi en baslica
sorunlar onlari takip etmisti. Yeniden dil ögrenmeleri, is bulmalari, ve ülkeye
adapte olmalari gerekiyordu. Biriktirdikleri para da kisa sürede suyunu
cekmistir.Babasi bir Kardiologun yaninda ise girmisse de fazla calismaz
cikar. Memleketi Cin´e gidip ticaret yapmaya kalkmaya baslamistir. Bu yüzden
Pervin´in kayinvalidesi o vakit cok daha kücük olan cocuklariyla aylarca cok az
parayi yetirmeye ugrastigindan hem kendisi, hem Önder, hem baba bunalim
gecirmekteydiler. Baba kendini seyahatlere problemlerden uzaklasarak avutuyor,
Önder önceleri Aksaray da polaroid resim cekip sonra pazarda pazar cantasi satip,
annesine para yetistirmektedir. O sene, üniversiteye de girmistir ama devam edememis,
birakmistir.Cünkü Pervin´in de bildigi gibi derse giren her hoca en az 10-15
kitap ismi söyleyip cikiyordu.Hepsinin de ya tedarik edilmesi ya bir sekilde
okunmasi lazimdi. Oysa Önder´in alacak parasi yoktu. Bir gün nam-i meshur prof.
lerden biri derse girmis ve“ herkes aldi mi diye sormustur. Bu alamadim „
deyince“ nicin alamadin diye sormus param yoktu „ deyince anfide bir fisildasma
ve gülüsme olur ve akabinde hoca“ burasi
üniversite eger deneni almiyorsan veya alamiyorsan git calista ailene faydan
olsun „ demis ve dersten cikarmistir.Utancindan Önder bir daha fakülteye o yil
adim atamamistir. Ta ki Pervin´in baslayacagi sen olan bir sonraki seneye kadar...
17 Haziran 2012 Pazar
TÜRK GELIN ( 9 )
TÜRK GELIN ( 9 )
….....
Pervin, bu sayede simdilerde savas alani ve viran ülke
Afganistan´in o refah zamanlarindaki güzel yanlarini, bir yabancinin
gözlemlerinden ögrenir olmustu.Cok exotic bir hikaye gibi dinlemisti hep.
Afgan halkinin, fakir ama cömert bir halk oldugunu,maalesef
cogunun okumadigindan toplumun büyük bir kesimin cahil oldugunu, eskinin bazi
dogma adetlerinin yeni kabuledilebilirliklerle degistirilmesinin bu yöre halki
icin cok zor oldugu gibi, en güzel pilavin burada yenecegi, en güzel manzaranin
Celalbad sehrinin oldugunu, koca sehrin sanki o kerpicten yapili evlerinin
güllere bogulmus oldugunu,hatta sokaklarinda yürürken bile, gül kokusunun hakim
oldugu, cok güzel bir sehir oldugunu vb. bilgiler hafizasinda yillar sonra da olsa yer
etmisti.
Önder zaman zaman da olsa verdigi bu bilgilerle Pervin´in
hic görmedigi ve muhtemelen hic de göremeyecegi uzak diyar Afganistan´i
ögrenmisti.
Gerci, üniversitedeki tarih derslerinden biliyordu; oldukca
direnisci ve inatci bir milletti. Cok önceleri Ingilizlerle, sonra da Ruslarla
yürüttükleri mücadeleleri enteresandi, kisacasi cetin insanlardi. Ama cok da
azinlik problemlerinin yasandigi bir memleketti. Muhtemelen bu hususiyet ülkeyi
diger yabanci memleketlerin kolayca saldirisina davet cikariyordu. Cünkü
ögrendigi kadariyla, en önemli azinlik sunlardi:Hazareler ( bunlar aslen Mogol
olup, genelde kücük islerde ve hizmetli olarak calistiklarindan halk tarafindan
hor görülürlerdi), diger bi azinlik ise Pestunlardi( bunlar da daglik kesimlerde
yasadiklarindan ve de cogu okuma yazma dahi bilmediginden bir nevi barbar
muamelesi görüyordu.Bir de Pakistan asillilar vardi ki, onlara yerli Afgan
halki Dahl in cocuklari diye asagilayici bir de lakap takmislardi. Genelde
fakir olup et yerine cokca tahil yediklerinden.Cünkü dahl kuru bakliyat, tahil
demekti ve sefalet sembolü olarak görüldügünden.Tacikler ise onlarin elit
kesimi idi ve cogunlugu olusturuyordu.Bir de bunun yanisira Türkmen, Kirgiz, Kazak
gibi Türki halklarda bu azinliklar arasinda yerini almisti.
Gerci Pervin, bunu anlamak ta güclük cekiyordu. Insanlarin
sofralarindaki yemek bir tek onlari lgilendirirdi; neden di, o insanlari bu
yüzden horlamak, kücük görmek. Hem, insanlar daha iyi olduklari iddiasinda
iseler; neden onlari bu durumlardan azad edip, asaletlerini ispatlamiyorlardi.
Tabii bütün bunlar isin insani boyutu idi.
….... Artik, Önder´in babasi doktorlugunu icra etmeye
baslamisti. Büyükce bir ev tutmuslar ve bir odasini muayenehane haline
getirmisledi.. Annesi ise bir hastahanede ameliyathemsiresi olarak göreve
baslamisti. Kisa sürede aile maddeten kalkinmis,oldukca rahat bir hayat sürmelerine
ragmen Önder´in anne ve babasinin cokca sert kavgalari daha cocuk olan Önder´i
de babasina karsi daha da sogutmustu.
Önder, babasinin hastalarin o kadar cok oldugunu söylemisti,
ki daha hastalar eve geceden uzak dag köylerinden gelip kuyrukta
bekliyorlarmis. Hatta, Afgan
banknotlarinin cok büyük oldugundan günsonunda muayene ücretlerini eve canta
ile degil bavulla tasidiklari söylemisti. Babasi oldukca da üne sahip bir
doktor oluvermisti. Bu arada, artik Önder lise cagina gelmis orada Amerikan
kolejinde okuyan sansli sayili genclerden olmustu.
Bir gün
onun bir yorumunu Pervin, cok enteresan bulmustu. Afganistan´da degil
üniversite, okumus olmak dahi büyük bir meziyettir. Her yerde acayip bir saygi
görürsün diye.Onun icin biraz okuyan dahi hava basmak icin o uzun
kiyafetlerinin gögüs ceplerine birer tükenmez kalem koyar dolasirlar ki herkes
bilsin. Bu onlarda kravat gibidir; kalemin varsa itibar görürsün.Tuhafti ama
mutlaka ki gerceklik payi cok yüksekti ;cünkü, hala Türkiye´nin bile bazi
kesimlerinde bu davranis tarzina rastlamak mümkün.Cehaletin yüksek oldugu
toplumlarda bu dogaldi. Aslina bakarsaniz cehalet illaha da okuma yazma ile
olmuyor burasi tartismaya aciktir.Ne okumuslar var cahil kalan.
17 Mayıs 2012 Perşembe
TÜRK GELIN ( 8 )
TÜRK GELIN ( 8 )
…...........
Bu adam, sonradan ögrendigine göre,
otonom bölgede komünist parti üyelerinden birisi imis. Dedemi,
babami ve amcami alarak, onlari gizli birseyler konusurlarken
görmüstüm; megerse o vakit adam,“ sizin su isimde Afganistan´da
bir tanidiginiz var mi? „ diye sormus. Tabii bizimkiler
korkularindan“ biz kesinlikle öyle birini tanimiyoruz „ diyerek
redd- i isyan etmisler, diyerek anlatmaya devam etmistir.
Oysa bahsedilen kisi gercekte Önder´in
babasinin amcasinin ogludur ve Mao devriminden önce ailesiyle
birlikte Afganistan´a yerlesmistir.
Aradan 15 gün kadar daha gecer, ve
ayni SIVE tekrar gelmistir evi ziyarete. Bu kez, evin erkeklerine,
bahsedilen kisiyi taniyorsaniz, taniyoruz deyin; cünkü bu bir
sinama degil, gercek ve cok ciddi bir davet; hatta arzu ederseniz
Cin´den ayrilabileceginizin izni geldi der. Bunun üzerine, Önder´in
babasi, denen kisinin amcaoglu oldugunu, tanidigini ve Afganistan´a
gitmek istedigini söyler. Gelen Sive, bunun disisleri bakanligindan
gelen özel bir emir oldugunu, kimselere duyurulmamasi gerektigini
söyler ve böylece bir- iki gün icerisinde yanlarina sadece yiyecek
ve giyecek alarak, kimseciklere veda etmeden, bir gece yarisi, özel
görevliler esliginde coluk cocuk Cin sinirina getirirlirler. Önder
henüz cok kücüktür ( asagi yukari 8 yaslarindadir) ama esek
sirtindaki bu zorlu seyahati gayet iyi hatirlamaktadir. Kendilerine 4
esek verilmis, 2 esekte ise Mao´nun cerceveli resimleri ve
propaganda kitaplari yüklenmistir parti görevlilerince. Oraya
gittiklerinde Cin´i iyi anlatsinlar diye verilmistir. Diger
eseklerde de amca oglunun diger akrabalarinin ve ve Önder´in
ailesinin cüzzi esyalari yeralmaktadir.
Önder, bunu Mao zamaninda yurtdisina
cikisina izin verilen belki de tek insanlar olduklarini Pervin´e
vurgularken, bunun sebebinin ise su oldugunu ifade eder:
Pervin, saskinlikla, tesadüfün
böylesi der gibi, dinlemektedir Önder´i.
Bu sözü edilen amca oglu da babasi
gibi doktordur. Basarili bir Akupunktur ve ortopedi uzmanidir.
Dönemin Afgan disisleri bakaninin ise 25 yaslarinda kücüklügünden
beri yatalak bir oglu vardir. Bu doktorun tedavisi ile yatalak genc
oturabilecek kadar sagligna kavustugundan, bakan cok minnettar
kalmis,ne dilerse yapmaya calisacagina dair teminat vermistir. O da
para yerine Cin´deki akrabalarinin, özellikle de Önder´in
babasinin oraya getirilmesini arzu ettigini söylemistir. Afgan bakan
elinden geleni yapacagini söylemis ve sonucta da sözünde durmus,
bir dizi görüsmelerden sonra bu is hallolmustu.
Yolculuk sirasinda, Pamir daglarini
gectiklerini, havanin buz gibi oldugunu; biz cocuklari yün yumagi
gibi sarip sarmalamalarina ragmen üsüyor, aldigimiz nefes donuyor,
babamlarin yüzü kardan ve hayvanlarin burunlarinda buzlar
olusuyordu diye bahsetmeye devam eder, Önder.
Dag yolundaki zaman zaman gecmek
zorunda kaldiklari ucurumlarda, o eseklerin o kadar usta oldugunu,
hayvanlarin bazi yerlerde ancak bir insanin gecebilecegi dar yolda
dahi, tek ayaklarini hizali hizali atarak ilerlediklerini, sinirdan
10-15 km uzaklasmalarina ragmen korkudan resim yüklü 2 esegin
yükünü bosaltamayip, kendilerinin yaya yürüdügünü anlatir.
Cünkü her seferinde buna yeltendiklerinde ya bizi dürbünle
seyrediyorlarsa, geri cevirmesinler, bir de o zaman hapse gireriz,resimleri nasil indirirsiniz diye bizden hesap sormasinlar diye düsünüp vaz gecerler.
Nihayet resimleri ve kitaplari ancak
dagin öbür yakasina gectiklerinde, Cin sinirindan gözle
görülemeyecek uzaklikta oldugunda bosaltip ,o vakte kadar yaya
yürümekte olan kadinlar oturtulmustur, esek sirtina.
Önder´in Pervin´e anilarini
anlatirken hala gözlerinde o ani yasamakta oldugunu, hala o
gözlerdeki minik Önder´i görmek mümkündü.
Dagin öte yakasina gecip, biraz
ilerlediklerinde ,ohhhh rahatladik düzlük sayilabilecek bir yere
geldik diye düsünürken, birden karsilarina silahli 20-25 atli
belirmistir. Yüksek sesle bagiriyorlar, ne dedikleri anlasilmiyordu.
Bu atlilar erkekleri ellerinden baglamis, kadinlari birarada duracak
sekilde gözaltinda tutup hatta Önder´in anlattigina göre
cocuklarin bile uslu durmasi gerekiyordu, hepsi sesiz bir korkuya
kapilmisti. Gerci, o atlilar epey insanin oldugu bir yere
getirmislerdi onlari; ama dillerini anlamadiklarindan, o adamlarin
eskiya olup olmadiklarini, kendi akibetlerinin ne oldugunu kestiremediklerinden, korkuyla cocuklar dahil beklesiyorlardi. Bir ara
bütün erkekleri alip götürürler. Yaklasik 10-15 saat sonra
erkekler geri dönmüs yüzlerinde bir memnuniyet ifadesiyle“ artik
hürüz „ diye ailelerine bu uzun sorgulamadan sonraki müjdeyi vermislerdi. Bulunduklari yer
hala dagin tepesi gibi bir yerdi, ama bu Afgan grup onlari 1-2 ay
iyice misafir etmis sonra sehre refakat etmislerdir.
Önder, Pervin´e bu atlilarin
basindaki kisinin sonradan Afgan- Sovyet savasi sirasinda adindan cok
bahsettirecek bir general ve asiret reisi oldugunu söyler.Yani baris zamanlarinda siniri korumakla görevli orada da yasayan yerli halktir o grup. Hatta
Pervin ismini biliyor olmasina ragmen zaman icerisinde hafizasindan
silinmistir. Ancak Özal zamaninda Türkiye´ye kabul edilen 4000
Afgan ailenin icerisinde oldugunu, Van civarina yerlestirildiklerini
tvdeki haberlerden 80´li yillar duydugunu hatirlamaktadir. Önder
ondan, cok iyi biri idi, bizlerle cok iyi ilglenilmesini sagladi,
diye söz etmistir.
Herneyse, böylece aile bir iki
sehirden sonra sonunda Kabil´e yerlesmis, Önder de artik orada okula
baslamisti. Carcabuk dili ögrenen babasi ve annesi de calismaya
baslamislardir.
.....................
.....................
15 Mayıs 2012 Salı
TÜRK GELIN (7)
Pervin, bu ayaklari titreten ucusunu atlatmistir. Ama kendi
ailesinden baskasina bahsetmez; muhtemelen sevinecekleri icin.
Bu kurban bayraminda olanlari da Almanya´daki nisanlisi
Önder´e bahsetmez; cünkü hem annesinin hem de babasinin bu denli asagilayici
davranacagina inanmayacaktir.
Aradan 1-2 ay gecmis ve nihayet Önder kisa bir izin icin
Türkiye´ye gelmistir.Bir gün kendisi“
bana söyleyecegin bir sey var mi? „ diye sorar. Pervin ise“ ne duymak
istiyorsun? „ diye ayri bir soru ile cevap verir. Bunun üzerine Önder kurban bayraminda ailesini bir iki tanidikla ziyarete gelmis olan
arkadasi Semseddin´in kendisine kurban bayrami ziyaretlerinde olanlari
anlattigini ve aynen su cümleleri kullandigini söyler:“ Ulan oglum sen acayip
sansli birisin. Bizimkilerden bir kiz olsa o cay tepsisini babanin kafasina
firlatir, anneni de sacindan tuttugu gibi yerlerde sürürdü. Bu kiz yüzünden
okunan öfkesine ragmen kendini tuttu, hepimiz cok takdir ettik „ demistir. Pervin bunu duyduguna sasirmistir cünkü Semseddin´le hic anlasamazlardi.
Bundan dolayi Önder Pervin´e tesekkür edip, özür diler.
Önder annesinin bu tavrinin, onu cok sevdiginden kaynaklandigina bagliyordur. Pervin, "ya peki baban neden böyle davraniyor? Kusura bakma ama her zaman onlarin bu
sekildeki cahilce hareketlerine her zaman büyüklük göstererek sabretmek zorunda
degilim „ der. Önder, zaten babasiyla iyi bir münasebet icinde olamadiklarini
devamli ticaret bahanesiyle aileyi birakip aylarca gittigini, tüm sorumlulugu kac yildir
Önder´in omzuna yiktigini, annesinin ise bu oglunun desteginin kaybolacagini
zannettigi icin böyle davrandigini söylemektedir.
Evlilik karari almadan önce Önder ailesinin Türkiye´ye kadar
olan hikayesini ve kendisinin cocuklugunu söyle özetlemistir, Pervin´e.
Cin´de Mao
yönetiminin hakim oldugu bir devirdir. Önder´in babasi genc bir
doktordur. Bir toplanti sirasinda“ biz Türküz Türkce konusmamiz lazim „demesi
ve o dönemlerde üniformaya benzeyen tek tip kiyafetin giyildigi Cin´de
kiyafetini bir de ütüleyerek giydigi icin burjuvazilik ve irkcilik yaptigi
gerekcesiyle 8 yil hapis cezasina carptirilir. Ayni sekilde diger kardesi de 10
yil calisma cezasina ( yani kürek mahkumluguna) carptirilir. Bu siralarda daha
yeni evlidirler Önder´in anne ve babasi.
Pervin´hikayenin bundan sonraki kisminida kayinvalidesinin
agzindan da birkac kez dinlemistir. Onun da anlatimina göre:
Kayinvalidesi daha 15 yasindadir.Anne ve babasini kücük yasta kaybetmistir, ona ve kücük üvey oglan
kardesine cok yasli olan kendi anneannesi bakmaktadir. Kadincagiz, cok yasli
oldugu icin kendisini hic evlenmek istememesine ragmen, zorla bu sülaleden
zengin ve taninmis ailenin ogluyla evlendirmistir. Bir kac ay sonrasinda genc kiz olan kayinvalidesi hamile kalmis ve genc doktor esi dehapse girmistir.
Kayinvalide, Önder´i dogurduktan sonra orta okula devam
ettigini, sadece emzirmek icin teneffüs arsinda eve geri geldigini ve ne cok
utandigini, defalarca ifade etmistir.
“ Daha cocuk bakimindan anlamayacak kadar kücüktüm, o
yüzden bebegime büyük görümcem bakardi,
ben arkadaslarimla oynardim. „ diye bahseder. Hakikaten de Önder´le ilgili pek
bir bebeklik ve cocukluk hatirasi yoktur annesinin. Pervin´in bebek Önder´in
neler yaptigina iliskin sorulari“ ben hatirlayamiyorum halasi bilir „ cevabina sasirmasina karsin anlamaya
calismisti onu. Güzel ya da hos bir
duygu olmasa gerek. Insanin cocuklugu elinden alindigi icin kendi cocugunu bile
sevememesi, zoraki bir alakasinin olmasi ne garip diye düsünür Pervin icinden.
Önder ise ilk hatirlayabildigi cocukluk anilarindan
bahsederken amcasiyla ilgili kisminda hep gözleri isildardi ve onu ne cok sevdigi hemen belli olurdu.
Önder amcasinin da 10 yil kürek mahkumluguna carptirildigini
ve hep sirtinda minik Önder´le calismaya gittigini hatta o calisirken
kaybolmasin, basina bir sey gelmesin diye onu bir agaca bagladigini, dinlenmek
icin yanina geldiginde birlikte yedikleri yemegin ne de tatli oldugunun hala hatirinda oldugunu ve
onunla hep oynayip güldürdügünü anlatmaktadir. Bu yüzden amcasina baba,
halasina anne, kendi babasina agabeyi, annesine ise abla dedigini ve bir müddette gercekten öyle zannettigini söyler. Dedesinin onu cok simarttigini
ve cok sevdigini anlatmisti. Babasi hapiste oldugundan ona bütün aile özel
ihtimam göstermis ve bir dedigi iki edilmemistir. Bütün torunlarin oldugu koca
evde, yemekte bir tek dedesinin onu yanina oturabildigini gururla ifade eder. Önder
dedesinden su sözlerle bahseder: sehirde cok taninan bir zat oldugunu, Mao devriminden
önce cok zengin oldugunu, hatta koca bir arsa üzerinde 3 ayri misafir evi ve
calisanlarin kaldigi evlerinin de bulundugundan bahseder. Devrimden sonra buranin
sadece kücük bir bahceyle bir evin kendilerine verildigini, kalanina devletin el
koydugunu ögrenir Pervin anlatilanlarla.
Pervin, bu hikayeyi biraz aciyarak, biraz onlari anlamaya
calisarak dinlemistir hep.
Önder, hele de babasindan bahsederken su ifadeleri kullanir:
Zaten tavrindan da ondan bahsetmekten hoslanmadigi, bir kere de olsa bahsetmesi gerektigi icin anlattigi bellidir.“Babami cocukken hic sevmezdim; cünkü 8 yasindan sonra bir adam cikti, durmadan bagiran cagiran, bana hep yasaklar koyan, sinirli biri. Bir de bana dediler bu senin baban sözüne itaat edeceksin. Tamam, iyi, anladim da, o yüzden onu hic sevemedim , galiba o da beni sevemedi. Böyle tuhaf bir iliskimiz var o sebepten; sadece abgabey diyebildim kendisine der.
Zaten tavrindan da ondan bahsetmekten hoslanmadigi, bir kere de olsa bahsetmesi gerektigi icin anlattigi bellidir.“Babami cocukken hic sevmezdim; cünkü 8 yasindan sonra bir adam cikti, durmadan bagiran cagiran, bana hep yasaklar koyan, sinirli biri. Bir de bana dediler bu senin baban sözüne itaat edeceksin. Tamam, iyi, anladim da, o yüzden onu hic sevemedim , galiba o da beni sevemedi. Böyle tuhaf bir iliskimiz var o sebepten; sadece abgabey diyebildim kendisine der.
Gercekten de Pervin, hep saskinlikla seyretmistir evde tüm
kardesleri anne babasina anne ve baba derken o, abla ve agabey diye hitap
ediyordu.
Herneyse, Önder babasi
gibi doktor olan halasinin kendisine o isinin arasinda dahi, kendi cocuklarindan
bile daha iyi baktigini, annesinin kendisiyle pek ilgilenmedigini anlatir.
Önder , Pervin´e Cin´den nasil ayrilabildiklerini ise söyle
hikaye etmistir:
Bir gün eve
bir Sive gelmistir.( Bunlar da Cin´deki azinlik halklardan birisidir ve
genellikle devlet dairelerinde ve yüksekce kademelerde calisirlar, aralarinda cok
okuyan ciktigi icin) Bu adam sonradan ögrendigine göre...
9 Mayıs 2012 Çarşamba
TÜRK GELIN ( 6 )
TÜRK GELIN ( 6 )
Nihayet kurban bayrami olmustur. Pervin
bayram süresince istemese de nisanlisinin ailesiyle kalmaktadir
artik. Ilk defa da bu sebeple, onlardaki kurban bayrami
kutlamalarinin nasil oldugunu görmektedir. Kayinvalidesi bir iki gün
önceden tatli ve tuzlularin yapimina baslamisti. Masa o gün,
cesitli kuru yemis ve sekerlemelerle donatilmisti. Onlarin her önemli
davetlerinde yer alan olmazsa olmazi Sanza ( yün cilesi gibi
hamurdan yagda kizartilarak yapilan bir nevi cok uzun krakerler,
yapimi hayli zordur , genellikle iki kadin birarada yaparlar), digeri
Kak Belis (kuru kayisi ile yapilan cok lezzetli bir tatlidir ), Samsa
( kiymali , kimyon ve havuclu bir nevi pogaca ) yer almaktaydi.
Bunlarin yanisira, iki kocaman özel tabakta onlarin meshur etli ve
havuclu pilavi ve koca koca haslanmis etler masada yerlerini almisti
ziyaretciler icin.
Cok degisikti hersey Pervin icin.
Sabahin ilk saatleriyle gruplar halinde erkekler geliyor hep birlikte
masaya ve koltuklari dolduruyor; masadaki yemekler yeniyor sonra cay
fasli basliyor ve yemegi yiyen kalkiyor, sonra ne okuduklari tam
anlasilamayan sanki alel acele okunmus bir dua ve elleriyle yüz ve
sakallarinin sivazlanmasiyla ayriliyorlardi evden. Aradan cok
gecmiyordu yeni bir grup ve onlarla bosalan tabaklar yeniden dolup
bosaliyordu. Tabii güzel bir seydi bir evin ziyaretcisinin bu denli
cok olmasi. Pervin´i esas huzursuz eden ayni gün ucusa yetismesi
gerekiyordu ve mutfakta hazirliklara yardim etmesi ve yemek yapimina
istirak ettiginden feci bir sekilde üzerinin yemek ve baharat
kokuyor olmasiydi.Iki saat sonra bir de hava alaninda olmasi
gerekiyordu.Misafirlerin bile önüne böyle cikmak istemedigi gibi
birde ucusa da böyle berbat sekilde gitmek zorunda kalacakti.
Pervin´in karsiladigi son misafirler
gelmisti. Iki yaslica bir bey ve birde nisanlisinin bir arkadasi
gelmisti bayramlasmak icin. Kayinpeder ve kayinvalide salonda
misafirlerle yerlerini aldilar ve kayinvalide daha onlar iceri girer
girmez sanki kizlari cay getiriyormus gibi iceride oturan kizina
seslenip Fatime cay eke ( cay getir ) diye seslendi. Zaten sabahtan
beri ocaktan inmeyen caydanliga Pervin yeni cay demleyip misafirlere
sunmak icin salona götürür. Gelen misafirler yasca kayinpederinden
kücük olduklari icin Pervin önce caylari ona sunar ve kaba bir ses
tonuyla onun Yak ( yok, istemiyorum ) hitabiyla irkilir. Belli
etmemeye calisarak misafirlere ve sonra kayinvalideye sunsa
kayinvalidenin de daha kaba bir ses tonu ve yüzünü de cevirerek
Yak cevabiyla cayi geri cevirir. Ses tonu o kadar sertti ki
misafirler bile rahatsizlik duymus saskin yüzüne bakmislar ve oda
da bir sessizlik olmustu. Pervin sesini cikarmadan odadan mutsuzca
ciksa elinde tepsiyle mutfaga dogru; kayinvalidesinin yine Fatime cay
eke diye seslenmesiyle odaya geri dönüp yine cayi götürse,
kayinvalidesi yine Yak der . Pervin cok sinirlense de misafirlerin
huzurunda tatsizlik olmasin diye sesini yine cikarmaz ve mutfaga
döner. Sonra iceri valizini almak icin yatak odasina girer ve yola
cikar ucusu icin. Ne varki kötü baslayan günü pek de iyi
gitmeyecektir.
Havalanina Londra ucusu icin gitmistir.
Aslinda normal bir ucustu her zamanki gibi. Sadece o gün özel olan
bashostesin ucuyor olmasi ve kabin memurlarinin hepsinin aslinda
kabin amiri olmalariydi. Pervin bu ucusunda bashostesin yaninda 4
numara olarak ucuyordu. Artik dönüs seferindeydiler Türkiye icin.
Yemek servisi henüz bitmisti ki, kokpitin isigi yanmis ve bashostes
saskin kokpite girer. Ciktiginda beti benzi atmistir. Pervin´e
isaret eder ve diger arkada görevli kizlara da telefon acarak acil
öne gelmelerini söyler. Hepsi toplandiginda, aglayarak ,sesi
titreyerek kaptanin söylediklerini iletir. Kaptan kokpitte yangin
alarminin oldugunu ve nereden bu sinyalin geldigini anlayamadiklarini
söylemistir. Kizlar derhal her yere bakin, yangin olan bir yer var
mi diye söyler.
Hepsi birden kostururlar galley deki
firinlara, bütün cöpleri dahi cikarip her yeri didik didik ederler
dakikalar icinde ama yok. Bu arada, ucus mühendisi hali altindaki
gizli delikten bagajlarin oldugu bölmeye inip orada tarama
yapmistir, bir yangin söz konusu mu diye, yine sonuc sifir. Ama
dügme hala yanmaya devam ediyordu ve bir yerlerde yangin oldugunu
isaret ediyordu.Kaptan, bashostesi tekrar yanina cagirmis ve
sonrasinda bütün ekibi kokpite toplamisti. Kizlar, galiba vedalasma
zamanimiz geldi dedi kaptan. Sansimiz varsa Zagreb´e ulasmaya
calisacagiz; havaalani kapanmadan, gerekirse gövde inisi yapacagiz,
hazirliklarinizi tamamlayin. Sadece 15 dakikalik yakitimiz var
dedi.Tabii daha önce basimiza birsey gelmezse diye de ilave eder.
Bunun üzerine herkes vedalasti, haklar helal edildi ve disari
cikildi kokpitten. Ufak bir üzüntü dalgasindan sonra herkes o gün
esas bashostese ve esine üzülüyordu. Ne tesadüftü ki, onlar ilk
defa birlikte ucuyorlardi ve 5 yaslarinda bir ogullarin vardi. Geri
herkes bekardi. Pervin ise evliydi güya da, kagit üzerinde. Zaten
ona bir sey olacak olsa, nisanlisinin ailesi herhalde tef
calacaklardi öyle görünüyordu. Pervin kisa bir süre ailesini
düsündü. Ama düsünceler sanki isik hizinda yol aliyordu
kafasinin icinde. Galiba ölecegi icin degil, annesi üzülecek diye
üzülüyordu. Cünkü, bir an her ucusa gidisinde mutlaka kapidan
gecirmeyi ihmal etmeyen, kendisini uzun uzun hayranlikla seyreden
annesi, hatta o taksiye binene kadar sogukta bile pencerede kendisini
bekleyen annesi.O an annesinin nasil iyi bir anne oldugunu daha iyi
idrak etmisti sanki. Cünkü, gece gec dönmesine ragmen saat kac
olursa olsun ,annesi mutlaka kalkar odadan cikar kizim karnin avmi
diye sorar öyle yatardi. Halbuki Pervin´in yemek yiyecek hali bile
olmadigi gibi cöplüge koysaniz orada uyuyacak yorgunlukta olurdu
cogu zaman.
Pervin, sonra derin bir nefes alir ve
mütemadiyen galleyin penceresinden bulutlara bakar son güzellikleri
kesfetmek istercesine. Sonra hep birlikte herkes icinden dualarini
okuduktan sonra ne yapmalari gerektigini düsünürler. Hepsinin
gözleri herseyden habersiz oturan yolculardadir. Son dakikalarini
nasil gecirmeleri en uygunu diye kisa bir mühayeleden sonra ucakta
ne var ne yok servis yapmaya kara verirler.
Hepsi en güzel gülücüklerini
takinip icecek servisine cikmislardir. Yolcular bile kemer isiklari
yanarken ki bu hale sasirmislardir.
Oysa onlar düsünmüslerdi. Nasil olsa
ölecegiz, hic olmazsa birileri mutlu ölsün, farkinda olmasin
demislerdi kendilerince.
Gerci korkulan olmamis kaptan Zagrep´e
basarili bir inis yapmis; ucakta gerekli kontroller yapildiktan sonra
geri dönülmüstü. Ama o günkü ekibin metanetli hali, hicbirinin
aslinda ölüm lafina bu kadar alisik olmadigi halde burunburuna
gelmeleri ve büyük bir teslimiyet icinde hareket edebilmelerini
cok takdir edici bulacakti Pervin, arkadaslarini da yillar sonrasinda
da. Pek cok insan aslnda bilmez ama; o süslü görünümleri altinda
hemen her hostes ucusa gitmeden önce boy abdestini alir ve her
kalkista, her iniste dua mutlaka okurlardi. Galiba bu sebepleydi
metanetli olabilmeleri; insan kendini zaten manen Allah adayinca
korkuda olmuyormus meger.
15 Nisan 2012 Pazar
TÜRK GELIN( 4 )
TÜRK GELIN ( 4 )
Bir gün kayinvalidesini, oglunun
vesikalik fotografina derin derin bakarken bulur evin salonunda
Pervin. “ özlediniz mi oglunuzu annecigim „ diye sorar. “ Merak
etmeyin ben havaalanindan telefonla arar size telefon acmasini
söylerim; biraz hasret giderirsiniz . Zaten, yakinda gelecek merak
etmeyin„ diye de ekler. Aslinda, kendisinin teselliye ihtiyaci
olmasina karsin onun anne olarak özleminin ogluna daha cok oldugunu
düsünerek, kayinvalidesini teselliye calisir. ( Tabii Pervin´in bu
sözlerinin kacta kacini kayinvalidesi anlamisti o da mechuldü ya.)
Ama, onun reaksiyonuna aradan 24 sene
gecmesine ragmen o günkü kadar icerleyecekti. Herhalde ömrünün
sonuna kadar bu hakareti unutamayacakti. Hangi vicdandi ona bu
sözleri söyleten?
Önder´in annesi elindeki oglunun
vesikalik fotografini önce sevecen ifadelerle seyrederken Pervin´in
sözleri üzerine halinin üzerine dogru yere savurup, tükürdükten
sonra, bir de onu ifadesiyle“ pis murdar „ diye de bir küfür
savurur. Pervin neye ugradigini sasirmistir. Bütün vücudunu öfke
sicakligi basmisti. Pervin araya yine karisan görümcelerinin "yok öyle degil, siz yanlis anladiniz " laflarina ragmen kayinvalidesine ilk kez
sesini yükselterek,bana bu sekilde davranamazsiniz, kendinize gelin.
Siz ne söylediginizin farkinda misiniz,beni aptal mi sandiniz bana
bunun hesabini verirsiniz der. Güya Türkce bilmeyen kayinvalide
bunun üzerine biraz kendine gelir ben size degil , kendi ogluma
kiziyorum diye de bozuk Türkce ile ekler. Devaminda, oglunun midesine
cok düskün oldugunu, annesinin yemeklerine pek alisik oldugunu ve
yol yakinken ayrilsa imis Önder´den cünkü Önder birakirmis onu
eger annesinin yemegini yiyemezse. Bir de sözlerine ,benim Türk
pasportum ciktiginda memleketim Cin´e gidecegim ve orada bir yil
kalacagim. Ben oglumu onun icin evlendiriyorum; diye kendi mantigini
dikte etmeye kalkar.
Sen benim cocuklarima bakabilir misin?
diye sorar ( yani becere bilir mi idi Pervin? Onu kast etmektedir.)
Her seferinde, yeni bir sürprizle
karsilastigi gibi, simdi de bu sürprizle karsilasmistir. Kadin
Pervin´in vize cikinca dügünü olacagini, esinin yanina Almanyaýa
gidecegini degil, bir yil da onun cocuklarina kocasini görmeden
annelik etmesini bekleye biliyordu. Oysa Pervin´in vize islemleri icin nikahi önce olmustu.
Pervin, onun belki büyük bir memleket
hasreti icin de olmasini anlamaya calissa da, yine de kendi ailesinden
edindigi karakterle, yine cok acik ve net bir cevapta bulunacaktir. “
Burada olsam elbette bir abla gibi bakardim; neden olmasin
ama, evlendigimizde burada olmayacagim ve Almanya vizem cikar cikmazda
gidecegim. „ Lakin Kayinvalidesi, "insan annesi icin böyle bir
fedakarlikta bulunmaz mi? " deyince Pervin gercekten sinirlenmistir.
Öfkesine hakim olmaya calisarak, su cevabi verir:“ Nisanlimin
annesi olarak elbette size saygi duyuyorum, duyacagim da; ama benim
zaten bir annem babam var ben buna ihtiyacim oldugu icin
evlenmiyorum. Esim icin , kendi evim olsun diye evleniyorum der.
Bunun üzerine Kayinvalidesi onlarin tabirinde aboooo demek olan
viyeeeeey kelimesini kullanarak ellerini yüzüne kapatir. Bu ne
hayasizlik diyerek salondan disari cikar ( ki bu lafi anlamistir
Pervin cünkü ayni kelime Türkce de de mevcuttu.). Sükür ki bundan sonra
bir daha bu istegini dile getirmez.
Ama hep aileyi ziyarete gitse, hep
onlarin beklentileri Pervin´den bitmez, tükenmez.
…...........
Kum Tanesinden
14 Nisan 2012 Cumartesi
TÜRK GELIN ( 3 )
TÜRK GELIN ( 3 )
Pervin bir telefon konusmasi
sirasinda nihayet Önder´e bunu sorar:“ bu kiz kim ve özelligi
ne acik söyle „ diye. Anlasilan Önder bu soruyla hic
karsilasabilecegini tahmin etmemisti. Cevap vermeye bocaliyordu. Ne
mazeret uydursa daha da batiyordu. Pervin´in kararli ve desen
sorgusu üzerine, en nihayeti itirafta bulunur. O kizin aslinda onun
ilk sevgilisi oldugunu, ona Afganistan´da bulunduklari zamanda
deliler gibi asik oldugunu, hatta iki aile bunlarin evlenmelerini
garanti bile görmekteyken, kizin Türkiye´ye geldiginde tavrinin
degistigini, onu red ettigini hatta, cogu kez Önder´lerin artik maddi
durumlarinin yerinde olmamasindan dolayi onu tersledigini anlatir.
Ona neden anlatmadin, neden benim haberim yok bütün bunlardan dese,
Önder artik bir ifade etmiyor benim icin deyip; Pervin´i teskin
etmistir.Gerci Pervin ikna olmus görünsede, artik 3 kisilik bir
evliligin icinde bulundugu korkusu her yanini kaplamisti. Esi ona bu
kizdan bahsetmeyerek ilk itimatsizligi yapmisti. O telefon
konusmasinda esinin ses tonundan o kiza olan ilgisinin daha
bitmedigini, o kiz tarfindan red edildigi icin ikinci tercih oldugunu
kavramisti. Tüm kalbiyle dua ediyordu, keske kendisi yaniliyor, esi
dogru söylüyor, artik o kiza ilgisi olmamisini umuyordu.
Önder´in anlattiklarina
göre, kizin annesi kayinvalidenin cok samimi arkadasidir
Afganistan´dan beri, babalari kuzendir. Özellikle, kayinvalide
oglunun o kizla evlenmesi israrinda bulunmustur megerse.Yakinlarda,
kizin annesi bir kalp krizi sonucu hayatini kaybettiginden,
Kayinvalide daha da bir kiza acimakta, daha da üzerine düsmektedir.
Pervin tüm cesaretini
toplayarak Önder´e:“ eger senin icin bir sey ifade etmiyorsa o
kiz artik, annenle son derece acik konusmalisin „ ; cünkü onun
önünde bana karsi tavri hic de hos degil. Beni illahaki ya o kizin
yaninda yada o kizin kizkardesinin yaninda beni her sey icin bile
tersliyor der. Önder ilk kez Pervin´ e ve daha sonralarida yillarca
degismeyecek su cevabi verir: Benim annem ona acidigindan ona ilgi
gösteriyordur, benim annem seni azarlamaz, benim annem yapmaz öyle
sey.
Pervin artik evlenecegine
sevinemiyordu. Hangi birisine yansindi; vize icin daha dügün olmadan
nikahinin olmasina mi, bu yeni ögrendigi kiz meselesiyle artik 3
kisilik bir evlilik icinde olduguna mi, kendisinin kesinlikle
istenmedigi bir aileye mi gittigine, ona güvenini sarsmis bir kocasi
olacagina mi?Mutsuzlugun girdabinda idi; ama nasil cikmaliydi bu
girdaptan?Bosanmali miydi ama bu konuda babasinin durusu kat´i idi.
Mücadele etmeliydi ama nasil? Yoksa düzelirmiydi bu durum? Bosansa
nereye gidecekti. Büyük bir rezalet olacakti, en azindan kendi
ailesi yaninda yer almadigi gibi, o vakit ki Türkiye sartlarinda en
kötü bir secenekti. Artik bir sürü soru , bir sürü korku
kafasini allak bullak ediyor; adeta nefesi daraliyordu. Cok mutsuz,
cok huzursuzdu.Tek tesellisi cok sevdigi isi idi. Isinde bulundugu
saatlerde, en azindan bir nebze bunlari düsünemediginden
rahatliyordu. Ama ucak yere indiginde, Pervin yine kacamadigi
korkulariyla yine burun buruna geliyordu.
Pervin su ziyaretleri
yapmak istemese de, Önder´in "bizimkileri ziyaret etmeyi ihmal etme
babam memlekte Cin´de baslarinda kimse yok bir haber alip dur, bir seylere ihtiyaclari var mi?"
israri onu cileden cikariyordu. Bu iyi niyeti anlayacak insanlar
degildi muhatap oldugu ziyaretlerinde. Hele üzerinde üniformasiyla
gitmis olsa kayinvalide neredeyse yolacakmis gibi bakiyordu
kendisine. Istemiyordu gitmek, istenmedigi yere gitmek istemiyordu.
Neyse günler böyle
gececek; is yerindeki arkadaslarinin bazilari ucusa giderken
kendilerini almaya gelen servisten gördüklerinden artik Pervin´e
fikirlerini söyleyip;“ kizim evlenmek icin cok mu aradin bu
adamlari bu gecekondu gibi yerde oturuyorlar „ diye. Pervin ise "siz
de bir ülkeye yeni gitseniz o ülkenin villalarinda oturacak
degilsiniz ya" diye cevap veriyordu.
Ama esas bundan sonra;
Pervin icin her sey kötülesecekti ,düzelecegi yere. Cok
sürmeyecekti, anlayacakti artik, icindeki korkularin gerceklik
payinin oldugunu.
13 Nisan 2012 Cuma
TÜRK GELIN ( 2 )
Pervin,
artik cok zorlu bir hayatin icine girmisti. Hemen her hafta ucuslari elverdigi
müddetce ya ucusa gitmeden önce yada sonrasinda ugruyordu aileye biraz daha
tanisabilmek icin. Oysa, onlarin dillerini bilmedigi yada cogunu anlamadigi
icin ayaklari geri geri gidiyordu aslinda. Hislerini belli etmemeye
calisiyordu. Cünkü ziyaret etmek bir sey degildi; seve seve yapilacak seydi.
Lakin, kayinvalidesinin yüzünden düsen bin parca oldugu gibi onu gördügüne
memnun olmadigi her halinden belli oluyordu..Bir de bir hafta gitmeyecek olsa
ogluna ondan sikayetci olmasiydi. Halbuki, onlarin evi Istanbul´un bir basinda
Pervin´lerin ki diger ucunda idi. Hele isinin öncesi ve sonrasi olunca extra
bir yorgunluktan baska bir sey getirmiyordu bu ziyaret. Cok yogun ucuslari vardi
ve uzun ucus saatleri de eklenince
kayinvalidenin bu halden anlamaz tavri offf ya dedittirecek cinstendi.
Önceleri,
kayinvalidesinin kendisini anlamadigini bunun dil sorunundan kaynaklandigini
düsünse de; bunun böyle olmadigini ,aslinda Pervin´in tüm kabahatinin Türk
olmus olmak oldugunu zaman ona gösterecekti.
Bazen,
mimiklerinden ya da ses tonundan kendi
hakkinda hos seyler söylemedigine kanaat getirse araya giren kücük görümceleri
annelerini korumaya alip; “ siz yanlis anladiniz o kelime o manada degil annem
öyle söylemedi” laflariyla günler gecer
olmustu. Farkediyordu; kendisiyle az ama kaba ses tonuyla konusan kayinvalidenin
sözleri, kendisine dogru cevrilmiyordu. Oysa, kendi annebabasinin ögütleri
dogrultusunda zorla da olsa, en mutlu gülücügünü takinip, hicbir sey olmamis
gibi, esi icin, kendi annebabasi icin, bir sürü hediyelerle kapilarini
caliyordu. Itina da ediyordu, kendisine kapinin acilmasindan haric neredeyse
hic konusulmuyordu.Her seferinde, Pervin imzayi attigi kagit parcasina pisman
olarak evden ayriliyor; neredeyse dokunacak olsaniz aglayacak hale geliyordu.
Evde
bir tek annesiyle dertlesebiliyordu. Zaten sizlanmasininda kendisine bir fayda
getirmeyecegini babasi istenmeye geldigi gün cok acik bir dille ifade etmisti.
Artik dönüsü olmayan bir yolda idi; yani yalniz savasci idi. Hic olmazsa,
Almanya´ya gidene, dügünü olana, nihayet kendi evini kurana kadar, bu duruma
sabir göstermesi icab ediyordu.
Kendi annesi, “kizim baska eve girmek baska bir dünya
ya girmek gibidir. Sen ki, gercekten bambaska dünya ya girmek üzeresin hatta.
Senin icinde, onlar icinde, her sey normal. Onlar seni, sen onlari taniyinca
kadar sen saygi da kusur etme, onlarda
anlayacaklardir. Hem, kadin kalbinden rahatsizmis belki, keyfi o yüzden
yoktur” diye kizini ön yargidan uzak tutmaya calisir.
Oysa, aileyi bizzat birebir gören ( Kayinpeder haric)
kendisi oldugu icin,onun böyle olmadigini gayet iyi biliyordu. Mesleginden
dolayi, genc yasina ragmen biraz insanlari tanir olmustu; cünkü günde ucakta
800-900 kisi ile yüzyüze geliyordu.
Yine böyle günlerden birinde idi. Pervin pür dikkat
onlarin dillerini anlamaya calisiyor; gözüne carpan onlarin adet, sofra
düzeni, ikram gibi biz Türklere degisik gelenleri hafizasina kayd etmeye calisiyordu.
Her nedense her ziyarete gittiginde mutlaka birileri gelir, inceden inceye
durmadan süzerlerdi onu. Aralarinda bir seyler konusurlardi hakkinda. Bazen,
nedense bu laflar farscaya dönerdi ki, hic anlamasin diye. Hep merak etmisti
"maugiz" lafi ne idi diye. Cünkü en cok duydugu kelime bu idi. Acaba "bu kiz"
manasina mi geliyor dese görümceleri yine öyle degil diye mazeret
uyduruyorlardi her seferinde. Bir müddet sonra bunu sorma geregi bile duymamaya
baslamisti; cünkü bunun bu manaya geldigini coktan anlamisti. Ismi yerine bu
sifatla konusulmasina icerlemisti.Hem ne idi bu kadar hakkinda konusulacak ne
yapmisti bu müstakbel maugiz (Pervin).
Bir
gün, bir genc kiz daha gelmistir; onun gittigi günde. Gariptir ki, yüzünde
gülücükler acmistir o somurtuk kayinvalidenin yüzünde. Ilk kez o zaman fark
etmisti Pervin, bu kiz baska biri idi. Cünkü kayinvalidesi konusurken Pervin´den
tarafi bakip bir göz temasi bile kurmuyordu hatta onunla ilgili birsey
söylerken sesinin tonu degisiyordu. Sonraki pek cok günde kayinvalide sudan
sebeplerle o kizin yada o kizin kizkardesinin önünde tersliyor yada
bagiriyordu ona.
Pervin,
onun ne dedigini anlayamadigindan yanlis reaksiyon vermekten sakinmisti.O kiz
kayinvalidenin bu tavrindan cesaret alip Pervinin kücük görümceleriyle muzipce
bir seyler konusup ona dogru bakarak gülüsüyorlardi.Kayinvalide bu duruma cok
kez bariz bir sekilde sahit olsa dahi hic de kimseyi uyarmamis,bilakis memnun
olmustu.
Esine söz vermisti; evlendiginde kayinvalidesine anlasamadigi bir gelin degil; onun sözünü dinleyen, saygi gösteren, bir gelin olacak; cidden onu annesi gibi görecekti.Ama nafile idi cabalari. Görünen oydu ki hata yapsa cahilligine verilebilecek Pervin degil; galiba büyüklük göstermesi gereken kayinvalide, henüz olgunlasamamis biri idi.
Esine söz vermisti; evlendiginde kayinvalidesine anlasamadigi bir gelin degil; onun sözünü dinleyen, saygi gösteren, bir gelin olacak; cidden onu annesi gibi görecekti.Ama nafile idi cabalari. Görünen oydu ki hata yapsa cahilligine verilebilecek Pervin degil; galiba büyüklük göstermesi gereken kayinvalide, henüz olgunlasamamis biri idi.
Artik
Pervin bu durumu ve kizi acikca Önder
ile konusmaya karar vermisti. Simdiye kadar sormamakla belki gec bile
kalmisti.Hayati nereye dogru gidiyor bunu ögrenmeli idi.
………………..
Kum
Tanesinden
11 Nisan 2012 Çarşamba
TÜRK GELIN ( 1 )
TÜRK
GELIN (1)
Pervin daha yeni evli sayilirdi. Cok da
macerali olmustu evliligi. Evlenene kadar da yüregi agzina gelmisti.
Hem babasini bu evlilige ikna edemezse diye telas etmis; hem de kendisinin,
esinin evinde kabul görmeyecegi endisesi, bir türlü yok olmamisti
icinden. Fakültedeki arkadaslik döneminde bu yöndeki endiselerini
dile getirdi ise de; esi o zamanlar ona, “ bizimkiler seni cok
istiyorlar " mesele, " senin babani nasil ikna edecegiz „ cevabi oluyordu.
Cünkü, Pervin, Önder´e anlatmisti; ablasi evlenirken babasinin
nasil cildirdigini; kizcagizini nasil zorda verdigini.Gerci, babasi
simdi damadini cok severdi her firsatta onlari etrafina toparlar bu üc
kardese“ hic darilmayin ama Adem Agabey´inizi ( eniste) sizden bir
gömlek daha fazla seviyorum „ diye takdirini dile getirirdi.
Önder´in ailesi Türkistan´liydilar ve adetleri
, dilleri neredeyse tamamen farkli idi. Bilgi olarak, ailesinin de
onlarin Türk ve müslüman olmalarini bilmelerine karsilik; Pervin´in
ailesi hic daha bir Türkistanli´ya o yillarda rastlamamislardi.
Sayilarida zaten pek azdi. Aile ilk kez Pervin´in evlenmesi söz
konusu oldugunda; onu istemeye gelindiginde birilerini yakindan
görmüstü.
Pervin´de korkuyordu; ya ayak
uyduramazsa; ya da onlar onu istemezse diye icinde de kötü bir his
kaybolmuyordu nedense...
Babasi Pervin´in tahmin ettigi gibi
kizinin mutlulugunu istemekle birlikte, pek kiymet verdigi büyük
kizinin esi olan damadinin araya girmesiyle, Pervin´in Önder´le
evlenmesine izin verir.
Öncesinde ise, asker emeklisi olan
baba, o sert ve ciddi konusmalarindan birini yapmak üzre sirayla önce,
müstakbel damadi, sonra da Pervin´i yan odaya cagirdi. Pervin
alisikti kücüklükten beri babasinin bu tavrina; cünkü o
konusmalarda edilen sözler son derece dikkate alinir ( kücüklerin
bile) ve sözde de durulmasi gerekirdi. Bu hep böyle olmustu yine
böyle olacakti elbette.
Baba, derin bir nefes aldiktan sonra
yaprak gibi titreyen Pervin´e kizim simdi cok ciddi konusmanin
zamani geldi diyerek söze baslar ve... Pervin´in yillarca kulaginda
cinlayacak olan su cümleleri siralar: “ Kizim önce sana tesekkür
ederim karsima muhatap olarak bir generali ve hatiri sayilir kisileri
getirttin. Gördüm ki, oglanin isi iyi ve de efendi biri, anababasi
da güzel mesleklere sahipler ülkemizde icra edemiyor olsalarda.
Lakin, söz konusu kendi evladim olunca ben anlamam Türkistanli
mürkistanli der. Benim gözüm anababasini tutmadi, bana kalsa; seni
katiyyen vermem bunlara. Cocuk efendi biri belli, enisten bana sizin fakülteden
beri arkadas oldugunuzu söylediginden; bana da fazla söz kalmamis.
Simdi sana ciddi bir soru soruyorum:“ bu cocugu hakikaten
istiyormusun, iyi düsün? „ diye de ekler.
Sen, artik 20 yasina girdin; kendi
kararlarini kendin verebilecek bir yastasin. Güzel bir kazancinin
oldugu bir meslegin de sahibisin. Kendi ayaklarin üzerinde artik
durabileceginden hic süphem yok. Lakin, bundan sonra sorumluluk,
tamamen sana aittir kizim; mutlu olursan da, mutsuz olursanda. Bu evden
kocanla birlikte cikar; ancak yine, kocanla birlikte girebilirsin; baska
türlüsü mümkün degildir, der.Yalniz dönmeye kalkarsan; o vakit, bu
evin kapisi sana kapanir. " Bu sartlarda evlenmeyi kabul ediyor musun?
"diye sorusunu yineler. Pervin babasinin bu aci konusmasini hayretle
dinler; o cok sevdigi babasi, nasil bu kadar kati olabilirdi ona yada
olabilecekti.
Sonucta - Tamam baba, diyerek evlenmek
istedigini söyler. Bunun üzerine baba, kizini istemeye gelenlere,
evlenmelerine riza gösterdigini aciklayarak; hemen o gün söz
kesilir ,ve yüzükler takilir cünkü damat adayi 3 gün sonra yeni
isi icin Almanya´ya gidecektir.
Böylelikle artik, Pervin´in
de isinde ne kadar calisabilecegi belirlenmis oluyordu.
Akabinde, alelacele Almanya icin vize
basvurusunda bulunulacak; vize cikana kadar da Pervin havayollarindaki
isine devam edebilecekti.
Gerci, istemeye gelindiginde
konusulmustu; isi geregi ucmasi gerekiyordu. Damat tekrar Türkiye´ye
dönene kadar beklenilecekti. Sonrasinda ise, yok efendim ucmasin ya da
nikahi hemen yapalim gibi söylemlere baslamislardi.Alman
konsoloslugununda bir yil en az bekleme süresi sart kostugu icin de
Pervin´le Önder´in en kisa zamanda nikahinin kiyilmasina karar verilir, iki
ailece ki dügün sonradan yapilacaktir. Sonucta:
Nikah kiyilmis; artik Pervin kagit
üstünde de olsa evli bir kadin olmustur. Cok sevdigi Önder´i de
Almanya´dadir ve radyoda ise baslamistir. Pervin ise daha bir kac
kez gördügü, henüz kagit üstündeki bu esinin, ailesiyle görüsmeye, onlari her hafta
ziyarete mecbur kalmistir.
...............
Kum Tanesinden
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)