KARALAMALARIM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KARALAMALARIM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ağustos 2012 Pazartesi

SEVGILI BLOG ARKADASLARIMA RICAMDIR OKUYUN LÜTFEN

Sevgili ve cok kiymetli blog arkadaslarim,
Temmuz 28 den beri bana yazdiklariniz yorum olarak ancak az evvel hepsi birden cikageldi.Sabah baktigimda bile yoktular. Bilemiyorum sizde böyle bir sorunla karsilasiyormusunuz Blogger da. Bana daha önce 4-5 ay evvel olmustu ama düzelmisti simdi yine oldu;cok üzüldügümü bilmenizi isterim. Lütfen kimse benim yayinlamamak istemedigimi düsünmesin bu dha da üzer beni. Gerci su siralar manen cok mesguldüm ama yorumlarinizi cevaplayamayacak kadar degil. Bu sorundan ötürü hepinizden özür diliyorum. Hepiniz esenlikle kalin
                                                                             Kumtanesi

16 Temmuz 2012 Pazartesi

TÜRK GELIN ( 13 )




 
TÜRK GELIN ( 13 )

….......
Güc bela da olsa, Önder´in Almanya´daki calistigi radyonun   gönderdigi fax ve özel kagitlarla Pervin´in elindeki basvuru formlari nihayet teslim alinmisti. Pervin, en azindan basvurusunun yapildigi, bundan sonra bir tek beklemesi gerektigi icin; rahatlamisti.
Simdiden sonra, ziyaret etmekte oldugu Önder´in ailesinin kötü davranislari artik,  Pervin icin daha az yaralayici idi.
Neyse ki, yüksek sezona girildiginden olacak, artik Pervin´in ucuslari daha siklasmis ve bu nispetten yurt ici ve yurt disi yatilarida cogaldigindan, biraz kafa toparliyabiliyordu. Ama, her ziyarette kayinvalidesinin süpheci ve igneleyici laflari Pervin´i neredeyse kusturacak nitelikteydi. Türkceyi pek cok bilmedigini söylese de, epey seyi de söyleyebildigine, hayretti dogrusu. Bir de iyi bilse ne söyleyecekti acaba. Bazen, ucusu ile ilgili  soru sordugunda ayni soruyu 3-5 kez farkli zamanlarda soruyordu. Sanirim, cevabin farkli olmasini umuyordu." Bu giyiminizi; gittiginiz heryerde mi giyiyorsunuz "gibi sacma soru da soruyordu; baska sey demek istercesine. Tuhaf kadindi dogrusu, utanmadan derdi:“ Sizin yasinizda bir yanlislik olmasin, benim oglum genc; siz bayagi büyük duruyorsunuz „ Ya da “ Siz nasil hostes oldunuz benim kücük kizlarim dahi sizden cok güzel? „
Pervin üzülse de bu ibarelere, gayet sakince dinleyip cevaplamisti. Yasi icin, kayinvalidesine cevap olarak:“ Umarim gercekten dediginiz gibi oglunuz genctir, benden. Lakin, degil benim nüfus kagidim hatta Annemin ve benim dogum sonrasi hastahaneden taburcu edilisimizin kagidi var evde;gerekirse gösterebilirim; ama siz yetiskin biri, hemde hemsirelik yaptiginizdan bunun gereksizligini anliyorsunuzdur. „ diye cevaplar.Cünkü, Önder dahi, yil haricinde hangi ay ve günde dogdugunu bilmemektedir. Anne Babasi tarih söz konusu olunca tartisiyorlardi. Annesi, Önderin dogdugunda "hava sicakti "derken babasi" yok kurban bayrami yeni bitmisti" derdi.Kisacasi Önder´in pasaportunda yazili ay ve gün iltica ettiklerinde kafadan yazilmis rakamlardi.Diger soruya ise Pervin,“ Kizinizi güzel bulabilirsiniz ama hostes olmak icin maalesef güzellik yetmiyor. Yoksa her taraf güzel kiz dolu yoksa neden hepsi kabin memuru degil. Ama her ne kada;r benim bu görevi yürütmemden memnun görünmesenizde kiyaslamaniz bile kizinizi hostes olarak görme egiliminde oldugunuzu gösteriyor; buna sevindim dogrusu. Umarim ilerde görüsürüz, ayni camia da „diyerek yanitlamisti.
Pervin, baska sartlarda belki bu sorulari kaale bile almazdi ama kayinvalidesi onun sessizligini bir acizlik olarak algiliyor olmaliydi.O ise, ufak tefek seyler yüzünden tartisip, hatir kirip yüz göz olmak istemiyordu. Ama bir yerde, o da gencti ve de kibarca da olsa, haddini bildirmesi gerekiyordu. Cünkü anlatmasi gerekiyordu kayinvalidesine. Pervin, bu hareketiyle“ Yalandan essek oluyorsam sebebi var. „ demek istemisti ayni onun gibi kinayeli konusarak.
Aradan 2-3 ay gecmis ve bir gün sevindirici haber gelmisti. 3 ay icinde olsa Turist vizesi cikmisti nihayet. Önder ise Cin´e 1-2 arkadasiyla ticarete giden babasina ulasmis haberi vermisti. Aradan gecen bir hafta sonra, Türkiye´ye dönen bir arkadasi araciligi ile babasi "artik dügün yapilsin  en gec 15 güne kadar oradayim: " diye haber göndermistir. Bunun üzerine, Önder alel acele birkac gün icerisinde Istanbula gelmisti; dügün icin hazirliklari yapmak icin. Zaten, annesi istemediginden bilmez ayaklarina yattigi belli idi. Hep kalbinden rahatsiz oldugunu öne sürüyordu. Bu acikca bir mazeretti .Kimse ondan saatlerce disarida yürüsün istemiyordu; hatta evden ayrilmasina bile gerek yoktu. Bir büyük olarak düsünebilir, konusabilirdi. Ama yine de bu isi Pervin ve Önder üstlenmis; bildikleri, akil edebildikleri kadari ile hazirliklari yapmaya calisiyorlardi. Pervin ´in ailesi durumu sezmisti. Babasi“ Kizim birakin o zaman biz ilgilenelim“,dese de Pervin kabul etmez. Gerekcesi de sudur:“Baba birincisi, her dügünde taraflar mutlak bir eksik bulur sikayet edecek. Adamlar karismaz, ama sikayette dili cikar ben sizin böyle bir sey altinda kalmanizi istemem. Ikincisi, onlar ilgilenmiyor, sen ve annem üstlenseniz onlar yan gelip yatacak gerek yok buna. Benim yüzümden siz stresse girmemelisiniz. Zaten Önder ile birlikte yapiyoruz birseyler. Zorlandigimizda bize fikir verirseniz, en büyük yardim babacigim. Zaten Istanbul cok büyük. Bizim bile basimiza yumurta koysalar, pisecek hale geliyoruz bu genc halimizle. Herkesin seferber olmasina gercekten lüzum yok, sen tasalanma „ der.
Ve söyle de ekler:
Babasinin“kizim siz gencsiniz, parayi gereksiz ve bol keseden harcar pazarlik yapamazsiniz „ demesine ragmen. Pervin yine babasina:“ Önder´in de parasi var; benim de yeterince param birikti. Para sorunumuz yok; hem ne kadarina yeterse, o kadarlik dügün olsun babacigim. Cok klas olmasi gerekmiyor, yeterki davetliler memnun ayrilsin kafi” deyip babasini teskin etmistir. Zaten, Pervin ailesinin kendisine takacagi altinlara, dügün Istanbul´un diger yakasinda olacagi icin davetliler icin tutulacak otobüse varana kadar önceden düsünüp hepsini satin almis veya ödemistir. Karar vermistir. Babasina bir kurus harcatmayacaktir.
Ayni sekilde, Önder de kendi ailesinin yapacagi harcamalari üstlenmistir. Böylelikle 2 ailede maddi olarak bu dügünden etkilenmemislerdi. Hatta dügünden sonra el öpmeye geldiklerinde, Pervin Babasina bankada biriktirmekte oldugu duty free paralarini ki 3 ayri hesapta idiler: Dolar, Sterlin  ve DM olarak. Babasina“ Babacigim, benim bilmedigim, bana söylemedigin harcamalarin olmustur. Bilemiyorum bu hepsini karsilar mi; ama kalan bütün param bu, bankadan cektim. Karsilamazsa da, simdilik hakkini helal et Baba „ diyerek babasina uzatir. Babasi almak istemez.“ Kizim sen evlisin artik orada bu para size lazim olur „ diyerek yine red eder. Lakin Pervin” Baba bu benim param. Hem Önder benim param icin evlenmedi ya, zaten karisiysam bundan sonra bana bakmakla yükümlü " demisti. Gerci, Önder´in ailesinin kendisine yasattiklarina sitemle demisti bunu. Böylelikle, babasina zorla parayi almaya ikna eder. Pervin yalnizca Almanya´ya gittiklerinde kendilerini Köln´den kalacaklari sehre götürecek olan tren masraflarini karsilayacak kadar para ayirmistir.Önder´in dügünden dolayi tamamen parasi bittiginden bir kurussuz döneceklerdi ilk evlerine.
Babasi, Pervin´in bu hareketinden dolayi pek memnun kalmis, gurur duymustur. Bu memnuniyetini de Pervin´in pek arzu etmedigi bir bicimde diger kardeslerine aktarmistir:“ Ondan baska ikiniz de akil edemediniz böyle bir seyi. Ikiniz de bana durmadan masraf getirmekten baska bir ise yaramadiniz.“ diye Abla ve Agabeysine söyledigini Annesinden ögrenmis ve de cok üzülmüstür.
Evet, Babasinin her seferinde biriktirdigi paralari, önce kizinin sonra, oglunun dügün masraflariyla harcanmisti.Simdi ise, biraz biriktirebildigi parasini Pervin Babasina harcatmamasi gerektigini; cünkü ev kuracaksa bu kendi imkanlariyla olmali fikrinde oldugundan bunu yapmamisti, yaptirsa ayiplardi kendini cünkü. Emeklilik parasiydi o Anne ve Babasinin. Ne sekilde olursa olsun, hakki yoktu buna. Calisiyordu, parasi vardi. Adetler böyle diyeherseyi babasina yikamazdi. Annesinden isitmis olduklarina, kendisi icin memnun olsa da kardeslerinin haksiz yer suclandigini düsünmüstü. Cünkü, evlendiklerinde onlar Pervin´le ayni sartlarda degillerdi. Olsalar zaten, Pervin´den farkli davranmazlardi. Babalari bosuna  üzmüstü onlari.Pervin ´in Ablasi daha kücük evlenmisti, eside daha üniversite ögencisi oldugu icin Pervin´in Babasi onlara destek cikmisti hep. Oglunun evliliginde ise oglanin yasi geldi deyip; alel acele güzel bir kiz bulup, memleketten görücü usulü ile evlendirilmisti; ki daha para biriktirmeye firsati olmamisti genc delikanlinin. Delikanlinin ilk isi, ilk maaslariydi daha.



12 Temmuz 2012 Perşembe

ILK ANILARIM





Hayatimdaki ilk hatiram bir kis aksamina aittir. Muhtemelen, bir kac dakikalik bu silik hatira, benim icin de yüregimde ilk hissettigim hisler olarak da deger tasir. Büyüdügümde ögendigime göre, Erzurum ´da imisiz; Babamin sark hizmeti nedeniyle. Hafizama kazinan üc güclü hisse ise, su minik sahne sebep olmustu:
Disarisi zifiri karanlikti, diz boyu kar vardi. Hayatimda ilk defa, böylesine büyüleyici bir beyazlik görüyordum. Evin kapisinin acilmasiyla, disariya yansiyan isikla yagan kar, o denli  parliyordu ki, zannediyorum daha cok minicik olan ben, inanilmaz bir sekilde, o görünen, tahminimce parlak, yumusacik, pamuk yiginini ellemek istiyordum.
Agabeyim ve Ablam kapiyi calmislardi. Annem kapiyi onlara actiginda, onun bir adim bile yanindan ayrilmadigim icin görmüstüm; o muhtesem manzarayi. Agabeyim ve Ablam birseyler istemislerdi. Bilemiyorum ama, her ikisinin de yüzü kipkirmizi ve nese icindeydiler. Hatta , Agabeyimin cok eglendigi belli idi, gözleri parliyordu ve hep sevindigi zaman oldugu gibi bir muzip gülümseme belirmis, gamzeleri gözüküyordu. Annem onlara“ yeter artik iceri girin „ dese, ben de onlara delicesine katilmak istedigimden, en büyük itiraz benden geliyordu. Ve kendimce emindim; hem ben , hic mi hic üsümeyecektim, annem beni o isiltili pamuk yiginina saliverse; cünkü yanimizda bizimle disariyi seyretmekte olan bir gözü mavi, bir gözü yesil olan Van kedimize dokundugum gibi olacakti sanki.
 Disaridan da iceriye ince bir rüzgar dahi yoktu; müthis bir histi. Galiba mutluluk böyle seylerde gizli. Essiz kisa anlarda.
Tabii Annemin" yok olmaz „ lafiyla o silik hatiramda sonlanmisti.
Sonraki derin ve beni hala etkileyen hatiram ise; babamin bana sordugu bir soru idi.
Ben babamin kucaginda idim ve sebebini bilmedigim bir nedenle tartisiyorlardi, ama Annemle tartisiyorlardi. Olayi öncesinde degil, o sorudan itibaren hatirliyorum. Ne hikmetse, hem de su an önümde ceryan eder gibi, saniyesi saniyesine.
Babam Anneme“ gel cocuga soralim hangimiz hakliyiz? „ diye emr-i vaki de bulundu. Yani ben muhtemelen  üc yasinda da degildim. (Cünkü Amasya ´ya yerlestigimizde 3,5 yasinda idim. ) Böylelikle, Babam bana ( bu yasimda bile onu elestriyorum), hakemlik görevi yüklemisti. Ben ise,  hala vicdan azabi cekiyorum, o yüzden. Cünkü, daha cok kücük ve kelime anlamlarini karistirdigimdan Babama kendisinin haksiz oldugunu söylemek istemistim. Aglayarak ve onu iki elimle itip, Anneme dogru uzanarak” sen haklisin” dedigimi hatirliyorum. Sonrasinda Babam beni daha siki kavradi, “ gördün mü” diye Anneme dönüp bagirdi.
Annem dona kalmis, birsey diyememisti, yüksek sesle aglayarak Agabeyimi almis; Babamin ceketinden tutan Ablamin bakislari arasinda evden ayrilmak icin yeltenmislerdi.
Ben o an, bu iki kelimenin gercek manalarini aci bir sekilde ögrenmistim. Annem neden sonra evden cikarken camda silüeti belirmis ve önüne bakiyordu. Ona eslik eden ,benden sadece 10 yas büyük Agabeyimle, disaridan göz göze geldik. O bakislardan anladim: giderlerse bir daha gelmeyecekler. Benim tüm kucaktan inme cabalarima Babam beni daha fazla kucaklayarak cevap vermisti. Artik evde  Ablam, Babam ve ben kalmistik. Bu durumdan benim sorumlu oldugumu , Annemi cok üzdügümü düsündügümden, daha bir feryadi bastim. Allahtan o durumlarda üstüme yoktur. Zannediyorum, aglamalarim ciglik derecesinde oldugu icin Annem herseye ragmen geri dönmüs, beni var gücüyle Babamin kucagindan söküp alisi ve disari ciktigimiz idi son hatirladigim. Sonrasi ise, sanirim arzuladigim gibi gelistiginden hafizama kaydolmamis, derin iz birakmamisti.
Ama bu olay, gösterecekti bize daha sonraki yillarda, Ablam hep Babaci, ben ve Agabeyim ise kosulsuz Anneciydik. Bu sanilmasinsin Babami sevmem; dünyanin en iyi babasidir aslinda, ama o da gencti ve dogal olarak hata yapiyordu.
Diger önemli hatiram ise yine 3 yasinda Ablamla gecirdigimiz trafik kazasi idi.
1960´li yillarin sonlarindaki Erzurum sanirim ufakti. Halki coluk cocuk sinemaya gidiyorlardi. Yine öyle filmlerden biriydi. Hatta filmin adini gayet iyi hatirliyorum“ Daglar Kizi Reyhan „
Ablam Annemden  izin koparmaya calisiyordu. Neden sonra Annem bir sekilde izin verecegini söyledi; beni de birlikte alirsa. Simdi diyorum Annemin yaptigi hic akillica mi idi? Tamam cok ufakta olsam anlasilan, enteresan ve kendine hakim bir cocukmusum. Ama Ablam da benden 7 yas büyüktür. Yani cok olsa o zaman 10 yasinda idi. Kisacasi 10 yasindaki bir cocugun yanina 3 yasindaki cocuk verilip gönderilir mi idi? Ne cesaret!
Neyse, biz 2 veled en güzel kiyafetlerimizi giymis, sevkle sinemanin yolunu tutmustuk. Benim icin özel bir gündü;  ilk kez büyükler gibi bir yere gidiyordum ve gercekten uslu duracaktim.Yolda iki tarafi sararmis ekinlerle dolu arsalarin arasindan gecen bir yoldan gecmeliydik; ki bu yol yer yer her iki taraftan da  dikenli tellere kapli idi. Bazi yerlerde de teller bozulmus, yerde idiler.
Biz gecerken bir grup(  4 ) asker ikisi ayakta, biri arabaya dayanmis, biri koca tasin üstüne oturmus ellerinde kahve rengi siselerden birseyler iciyorlar, gülüsüyorlardi. Ben ise, elime tutusturulmus neredeyse kafam kadar olan, kirmizi sulu elmaya iyice asilmistim.
Biz Ablamla elele önlerinden gecmis biraz uzaklasmistik ki, asker Agabeylerin arabaya binip hareket ettiklerini gördüm. Aracin sesi cok korkunc geldiginden dönüp bakmistim arkama. Gördügüm aracin düz sürülmedigi sag, sol yaptigi idi. Ablamin elini  daha siki tutunca Ablam irkilmis, o da basini cevirmis ve manzarayi görünce beni aksi istikamete sürüklemis; cabuk ol , kos demisti. Artik ikimizde emindik; araba üzerimize geliyordu. Ben ise, Ablama ayak uydurmaya calisiyordum, var gücümle. Bu aralikta 2 defa taraf degistirmistik, arac devamli yön degistirdiginden. Artik nefes nefese kalmistim. Tam kurtulacaktik ki, benim ayagim, üzerimde oldugunu hatirladigim krem rengi triko pantalona yerdeki dikenli teller takilmis ve düsmüstüm. O anla  birden bire yasadiklarimiz, korku filmine dönmüstü. Artik iki cocuk herseyi, saniyeler icinde düsünüp, dogru reaksiyon vermemiz gerekiyordu.Tellerden kalkmaya, kurtulmaya calissam da, bir adim sonra yine düsmüstüm; cünkü öbür bacagimda takilmis meger. Ablam kaldiramadi beni, birakti. Sonra gidecekti ki, yine duraladi, basima geldi, yine denemek icin. Ben ise, arabanin artik iyice yaklastigini yattigim yerden gördügümden ve mecalimin kalmadigindan, benim sansimin olmadigini ama Ablamin kendini kurtabilecegini idrak ederek tam bir suurla ( herhalde o an gerceklesen insanüstü bir güc olmali ne bileyim)Ablama“ Abla sen git, kac „ dedim. Hem de o yasimin verdigi en yüksek ses ve bilincle.
Bunun üzerine, Ablam önce 2-3 kosu adimi atti ileri dogru,  ben ise, hala ayagimi kurtarmaya calisirken arabaya son kez bakmis, ellerimin arasina almistim basimi. Bir an“ Korkma Meral ben buradayim „ deyip canim Ablacigim koca askeri araci gördügü halde ezilecegini bilerek boylu boyunca üzerime kapandi, beni sararak. Bunu, gözlerimle gördüm; unutabilmem mümkün degil. 1-2 saniye sonra bedenimde , kalcamda müthis bir sicaklik olustu. Sanki cayir cayir yaniyordu.Ben ise hala yolda yiyemeden elimden düsen ve simdiye kadar ki yedigim en tatli ve kirmizi elmanin kirlendigine agliyordum. Ablam bir yandan agliyor ve yalpalama ve sendeleme arasi yarali ayagiyla kaciyordu “gel „ israrlarina ragmen. Sanirim sokta idi. Artik üzerimizden Askeri arac gecmis ve aglayan beni de susturmak icin bir asker agabey kucagina almis; hepsi bana seker falan uzatiyordu sakinlestirmek icin.
Hastahanede ögrenecektim; Ablamin bacaklarinin üzerinden tekerlek gecmis, benim ise kalca kemiklerim cikmisti.
Hala Elmaya bakip agliyordum. Beni susayim diye hoplatsalar, tekrar bedenime o inanilmaz sicaklik yayildigindan, yine koyuluyordu gözyaslarim. Neden sonra, tugaydan babamin haberi olmus, gelmisti. Babam oracikta arabayi süreni paralamisti. Hemen beni ve Ablami hastahaneye ulastirdilar sanirim.
Sonrasini babamdan isittim; kendisi de ordudan oldugundan askerleri iyi bir sorguya cektigini ama 2 sinin evli ve birinin de 3 cocugu oldugu icin, bizlerinde sakat kalmadigimizdan affetigini söyledi.
Ablama ise hala hayranim.10 yasinda bir cocuk olmasina ragmen büyük bir cesaret göstererek aldigi ani bir kararla, benim icin kendi hayatini riske atti. Eger,  Ablam üzerime yatmasa imis, doktorlarin dedigine göre, ölecekmisim ;böylesine bir darbeye dayanamazmis bedenim. Yani Ablama sadece sevgi degil, bir de hayat borcum var.
Allaha sükrediyorum ki, beni böyle güzel Agabey ve Ablanin kardesi yapti. Umarim ben de  haklarini öder , layik olurum onlara.

24 Haziran 2012 Pazar

TÜRK GELIN ( 11 )




TÜRK GELIN ( 11 )



Pervin, Önder´i ilk kez gördügünde okulun ilk haftalariydi. Daha sinifta iki arkadasla tanismisti, herkeste bir telas vardi. Ilk vize nasil olacakti? Ne kadar calismalari gerekti ki, iyi bir not almalarina yetsin? Derse giren hemen her hocanin ders sonunda bir sürü kitap ismi verip cikmasi, sadece Pervin´i degil herkesi endiselendiriyordu. Ögrencilerinde cogunun imkanlari kisitli oldugundan bu bayagi zor bir seydi; üniversitede tahsil yapmak. Dersler ilerlerken Pervin´de daha sonraki 4 yil boyunca neredeyse yapisik kardesler olacagi diger kiymetli arkadaslariyla tanismisti. Pervin´in sevgili arkadaslari Ibrahim, Nazim, Ali Osman, Gülsüm, Emine, tabii bu kadroya sonradan Önder de katilacaktir. Pervin ve arkadaslari bunun üzerinden gelebilmek icin su sekilde anlasmislardi: Herkes kitaplardan bir ve ya ikisini alip okuyacak; digerlerine son derece detayli özetleyecekti. Bu planlari gercekten sonuc vermis; bir anda, hep birlikte durmadan, iyi not alan ögrenciler olarak ismen belirginlesmeye baslamislardir. Hatta, sonradan ögrendigine göre hocalar kendilerine isim bile takmistir; her zaman birlikte gezdiklerinden. Adlari“ is bitiren cocuklar „ bu okul bitene kadar da öyle olmustur.Onlari uzaktan izleyen sasirirdi; cünkü her daim biri konusur, dakikalarca digerleri cit cikarmadan sessizce dinlerlerdi. Eger derste yada disarda birbirlerine ögretmenlik yapmiyorlarsa mutlaka kütüphane, külliyelere ve imkanlar dailinde seminerlere katilip üniversite yasamina uyum saglamaya calismislardi. O yüzden; cok cabuk takdir görmüslerdi hocalardan.Okul bitene kadar; pek cok ögrenci hocalari sadece derslerde görürken, bunlari hocalar cagirtirdi assistanlari araciligi ile odalarina, kagitlara entersan seyler yazdiklarindan.Tabii bir de, benzer seyler yazdiklarindan olsa gerek. Pervin o grubundaki sanslilardan biri, olup bölüm baskani tarafindan cagirilmisti; yaptigi bir harita calismasindan dolayi. “ Herhalde paylanacagim „  diye gitse, bir dolu övgü isitmisti. Hoca odasinda bulunan diger iki profesöre de bu kiza iyi dikkat edin, isini titizlikle yapan biri diye. Pervin,  o iltifati hayatinin sonuna kadar unutmayacaktir; cünkü aldigi en güzel iltifatti. Sonradan görecektir ki oda da bulunan baska birisi de sonradan arkadas grubuna katlacak olan Önder´dir . Pervin ve arkadaslari, onu yasinin biraz büyük oldugundan ve hep James Bond cantasiyla dolasmasindan assistan yada arastirma görevlisi saniyorlardi; ta ki ilk vize ye kadar.
Pervin, ilk vize imtihani icin kalan son 10 dakikaya bile elindeki notlari hafizlamaya calisirken kulaginin dibinde kendisine“ burada ne ariyorsun „ diyen sesle irkilir.Pervin, kimseyle kensiyle sen diye hitap edecek bir arkadasi olmadigindan, kaslari catik ve icinden bu ne ukalalik diyen edayla kafayi kaldirir. Gördügü odadaki kisilerden biridir ve muhtemelen hocanin assistanlarindan biri oldugunu tahmin ederek“ efendim, afedersiniz calismamdan emin olmadigim icin hala okuyordum „ diyerek alelacele notlari kaldirir. Önder´in "sinav henüz baslamadi degil mi? „ sorusu üzerine Pervin   “ siz ögrenci misiniz ben sizi asistan sanmistim? „ demesi üzerine  Önder  ögrenci oldugunu teyyid etmis ve kendisini tanitmistir. Kisa süren konusmada onun hic kimseyi tanimadigini ögrendiginden, imtihandan sonra Pervin onu kendi arkadaslariyla tanistirmistir. Böylelikle, zaman zaman uzayip kisalan calisma gruplarinin cekirdek kadrosu olusmustu.
Sonradan Önder, harita meselesinden sonra seninle mutlak tanismam gerektigine karar vermistim, cünkü, büyük bir ihtimalle sinifin en iyilerinden olacaktin, o yüzden de sana yabanci oldugumu söylemedim; nereli oldugumu sordugunda Nigdeliyim dedim ki, benden uzaklasmayasin diye. Gerci Pervin o Nigdeli´yim dese de, onu dogudan gelen biri diye  tahmin etmistir sivesinden, o yüzden de fazla irdelememistir. Cünkü, zaten soru yüzeysel bir sorudur; hic farketmezdi, hangi sehirden olduklari, sonucta hepsi Anadolulu degil mi idi?
Bu sekilde ilk tanisikliklari baslamis,onu tatillerde devam eden  arsiv calismalari takip etmis ve sonunda Pervin´ in cok kaba ve ukala buldugu Önder; arkadaslar arasinda söyledigi Rusca ve Farsca sarkilar sayesinde, güzel sessiyle onun kalbini calmistir.
Okul bitene kadar bütün arkadaslarindan saklamislardir. Pervin´ in ilk defa da bir  erkek arkadasi oluyordur ama Pervin hic rahat degildir.Vicdan azabi cekmektedir ;cünkü zaten flirt toplumda hos karsilanilan bir durum degildi ve ayrica Pervin´in babasi her zaman“ kizim güzel kiz oldun, elbet sana yanasmak isteyen, begenenler cikacaktir karsina, sakin merak edipte, okulu ihmal etme, kendini sadece okuluna konsantre et. Eger, iyi bir derece ile bitirirsen, iyi bir isin, iyi bir kazancin olur. Hayatta o zaman kimse seni adinla degil, Pervin Hanim yada Hanimefendi diye cagirir. Nerede olmak istiyorsun, kendini nerede bulunmaya layik görüyorsun; iyi karar ver evladim „ diyen söylemlerini ki, ( bu söylemleri babasindan bozuk plak gibi duymaktaydi hep) yerine getirememekten, babasina verdigi sözü kismen tutmamis olmaktan üzüntü duymaktadir. Duygusal cok ikilemlerin arasinda kalsa da Önder´le olan arkadasliklari sürmüstü.
Bu arada Pervin,yurttaki bir kizarkadasiyla birlikte bir sohbet sirasinda gördükleri bir gazete ilanindan ani olarak hosteslik sinavina basvurmuslardi, sanslarini denemek icin. Zaten, hemen her hafta bir yerlere müracaat ediyorlardi is icin .Cünkü, yüksek lisans ve ögretmenlik sanslarini kaybetseler ellerinde baska sanslari olsun diye.
Güzel tesadüftür ki, Pervin sinavi kazanmis ama fikrin sahibi olan arkadasi kazanamamistir. Bu güzel tesebbüs sayesinde hayatinda ilk kez de bir ucagi, degil ucmak, ilk kez icinden görecekti.  Ayni fakültede Türkoloji okuyan arkadasi cok üzülmüstür. Pervin ona“ sen merak etme; ben Pervin´sem seni oraya aldiracagim „ bekle de gör der.Ve bir yila kalmaz gösterdigi basaridan kabin amirligine yükselen Pervin, sözünde durarak yeni alinacak hostes adaylari arasina kendi arkadasinida koydurmayi basarmistir..

20 Haziran 2012 Çarşamba

TÜRK GELIN ( 10 )



TÜRK GELIN ( 10 )

Önder kendisinin ve ailesinin Türkiye´ye gelislerini ise söyle hikaye etmistir Pervin´e:
Afganistan- Rus savasi öncesinde Afganistan karisiktir. Bir grup Afgan, Ruslari desteklerken bir kismi da karsidir. O sirada ülkenin basinda padisah bulunmaktadir.Önder onu," aslinda iyi bir adamdi ülkeyi mamurlastirmak icin ugrasirdi ama gücsüzdü; hem nereden baslanacakt ki " diyerek sözlerine devam eder.
O sirada 19- 20 yaslarindadir ve artik Kabul´ de padisah karsitlari cogalmis; hatta suikastta düzenlendiginden bir gün neredeyse Kabul´ün bütün genclerigözaltina alinmistir ve bunlar arasinda Önder de vardir. Kendisine gözalti sirasinda cok dayak atilmis, iskence görmüstür. Bu iskence sirasinda önüne bos kagit konup, yaz ve imzala aralarinda oldugunu diye israrla görevlilerin biri cikip biri girmektedir. Önder´in ise hic bir sey den haberi yoktur hatta iskence sirasinda kendisinin gözlerine tellerle vuruldugu ve ifadeye zorlandigini söylemistir.Dedigine göre, önce cok sert bir görevli gelip bunu yaparken sonra“ Ben bilmiyorum onlarla alakam yok „ israrinaiceri daha ilimli hatta samimi görünen görevli“ Evladim imzala kurtulacaksin sana bir sey olmayacak dese de, Önder imzalamaz“ Vallahi benim o olayla ilgim yok, kimseleri de tanimiyorum ve ne dediginizi anlamiyorum „seklindeki israrli cevabina o ilimli görünen görevlide sertlesir o kadar döverler ki sonunda kagidi kalemi eline alan Önder yazmaya baslamistir.Ama yazdiklari cok sacma seylerdir ve artik psikolojisi bozulmak üzeredir ve Önder´in dedigine göre, görevlinin ikide bir" ne biliyorsan yaz "cümlesi kafasinin icinde yankilanmaktadir. Bu sekilde kagida fizik problemi cözmüstürmegerse suursuzca.Imzalayip verdiginde sen benimle alay mi ediyorsun diyerek bir daha öyle bir döverki Önder´i, bu kez suurunu kaybetmistir.
Sonrasini Pervin´e“ Vallahi hic hatirlamiyorum ben o kagida neler yazdim zaten günlerce karanlikta kaldim ,kac gün kaldigimi dahi tam bilmiyorum, tek bildigim durmadan dayak yedigimdi " diye söyler.
Sansina o günün sabahina gözlerini actiginda, Afganistan´da yönetim degismis ve tutuklular serbest kalmistir. Bunun üzerine serbest kalan Önder´i ailesi ülkenin gidisatindan endise ederek Türkiye´ye gönderme karari alirlar. Bunun üzerine bir Rus ucagi ile Bulgaristan üzerinden Türkiye´ye geldiginde ucakta iltica ettigini bildirir ve böylelikle ailesinden yalniz,tek basina Türkiye´ye gelmistir.
Eskiden ailesinin tanidigi hemsehrilerinin yaninda kalmak istesede kimsecikler yer vermemistir.
Önder der:“ Param bittiginden bir Kazak hemsehrinin deri atölyesinde calistim. Beni isten cikarmasin diye öyle cok calisiyordum ki sonunda o Kazak benim atölyede de kalmama izin verdi. Buna cok sevinmistim; cünkü bir hemsehrinin yaninda kaliyordum bir gecekondu bozmasi dam yerine plastik kaplama vardi, her yagmur da oldugu gibi iceri akan.
Herneyse, o Kazak aile artik hizmetleri karsiliginda ona yemek de vermeye baslamistir. Böylelikle kendi ailesi 5-6 ay sonra gelene kadar o atölye de calismistir.
Önder yine de minnettarlikla anlatir; gerci kaldigim atölye bir deri atölyesi oldugundan igrenc de kokuyordu ama o Kazak beni hic bir cocugundan ayirmazdi diye.
Artik, ailesi gelmistir gelmesine ama yine her göcmen ailenin sorunu gibi en baslica sorunlar onlari takip etmisti. Yeniden dil ögrenmeleri, is bulmalari, ve ülkeye adapte olmalari gerekiyordu. Biriktirdikleri para da kisa sürede suyunu cekmistir.Babasi bir Kardiologun yaninda ise girmisse de fazla calismaz cikar. Memleketi Cin´e gidip ticaret yapmaya kalkmaya baslamistir. Bu yüzden Pervin´in kayinvalidesi o vakit cok daha kücük olan cocuklariyla aylarca cok az parayi yetirmeye ugrastigindan hem kendisi, hem Önder, hem baba bunalim gecirmekteydiler. Baba kendini seyahatlere problemlerden uzaklasarak avutuyor, Önder önceleri Aksaray da polaroid resim cekip sonra pazarda pazar cantasi satip, annesine para yetistirmektedir. O sene, üniversiteye de girmistir ama devam edememis, birakmistir.Cünkü Pervin´in de bildigi gibi derse giren her hoca en az 10-15 kitap ismi söyleyip cikiyordu.Hepsinin de ya tedarik edilmesi ya bir sekilde okunmasi lazimdi. Oysa Önder´in alacak parasi yoktu. Bir gün nam-i meshur prof. lerden biri derse girmis ve“ herkes aldi mi diye sormustur. Bu alamadim „ deyince“ nicin alamadin diye sormus param yoktu „ deyince anfide bir fisildasma ve gülüsme olur ve akabinde  hoca“ burasi üniversite eger deneni almiyorsan veya alamiyorsan git calista ailene faydan olsun „ demis ve dersten cikarmistir.Utancindan Önder bir daha fakülteye o yil adim atamamistir. Ta ki Pervin´in baslayacagi sen olan bir sonraki seneye kadar...

17 Haziran 2012 Pazar

TÜRK GELIN ( 9 )














TÜRK GELIN ( 9 )

….....

Pervin, bu sayede simdilerde savas alani ve viran ülke Afganistan´in o refah zamanlarindaki güzel yanlarini, bir yabancinin gözlemlerinden ögrenir olmustu.Cok exotic bir hikaye gibi dinlemisti hep.
Afgan halkinin, fakir ama cömert bir halk oldugunu,maalesef cogunun okumadigindan toplumun büyük bir kesimin cahil oldugunu, eskinin bazi dogma adetlerinin yeni kabuledilebilirliklerle degistirilmesinin bu yöre halki icin cok zor oldugu gibi, en güzel pilavin burada yenecegi, en güzel manzaranin Celalbad sehrinin oldugunu, koca sehrin sanki o kerpicten yapili evlerinin güllere bogulmus oldugunu,hatta sokaklarinda yürürken bile, gül kokusunun hakim oldugu, cok güzel bir sehir oldugunu vb.  bilgiler hafizasinda yillar sonra da olsa yer etmisti.
Önder zaman zaman da olsa verdigi bu bilgilerle Pervin´in hic görmedigi ve muhtemelen hic de göremeyecegi uzak diyar Afganistan´i ögrenmisti.
Gerci, üniversitedeki tarih derslerinden biliyordu; oldukca direnisci ve inatci bir milletti. Cok önceleri Ingilizlerle, sonra da Ruslarla yürüttükleri mücadeleleri enteresandi, kisacasi cetin insanlardi. Ama cok da azinlik problemlerinin yasandigi bir memleketti. Muhtemelen bu hususiyet ülkeyi diger yabanci memleketlerin kolayca saldirisina davet cikariyordu. Cünkü ögrendigi kadariyla, en önemli azinlik sunlardi:Hazareler ( bunlar aslen Mogol olup, genelde kücük islerde ve hizmetli olarak calistiklarindan halk tarafindan hor görülürlerdi), diger bi azinlik ise Pestunlardi( bunlar da daglik kesimlerde yasadiklarindan ve de cogu okuma yazma dahi bilmediginden bir nevi barbar muamelesi görüyordu.Bir de Pakistan asillilar vardi ki, onlara yerli Afgan halki Dahl in cocuklari diye asagilayici bir de lakap takmislardi. Genelde fakir olup et yerine cokca tahil yediklerinden.Cünkü dahl kuru bakliyat, tahil demekti ve sefalet sembolü olarak görüldügünden.Tacikler ise onlarin elit kesimi idi ve cogunlugu olusturuyordu.Bir de bunun yanisira Türkmen, Kirgiz, Kazak gibi Türki halklarda bu azinliklar arasinda yerini almisti.
Gerci Pervin, bunu anlamak ta güclük cekiyordu. Insanlarin sofralarindaki yemek bir tek onlari lgilendirirdi; neden di, o insanlari bu yüzden horlamak, kücük görmek. Hem, insanlar daha iyi olduklari iddiasinda iseler; neden onlari bu durumlardan azad edip, asaletlerini ispatlamiyorlardi. Tabii bütün bunlar isin insani boyutu idi.

….... Artik, Önder´in babasi doktorlugunu icra etmeye baslamisti. Büyükce bir ev tutmuslar ve bir odasini muayenehane haline getirmisledi.. Annesi ise bir hastahanede ameliyathemsiresi olarak göreve baslamisti. Kisa sürede aile maddeten kalkinmis,oldukca rahat bir hayat sürmelerine ragmen Önder´in anne ve babasinin cokca sert kavgalari daha cocuk olan Önder´i de babasina karsi daha da sogutmustu.
Önder, babasinin hastalarin o kadar cok oldugunu söylemisti, ki daha hastalar eve geceden uzak dag köylerinden gelip kuyrukta bekliyorlarmis. Hatta,  Afgan banknotlarinin cok büyük oldugundan günsonunda muayene ücretlerini eve canta ile degil bavulla tasidiklari söylemisti. Babasi oldukca da üne sahip bir doktor oluvermisti. Bu arada, artik Önder lise cagina gelmis orada Amerikan kolejinde okuyan sansli sayili genclerden olmustu.
Bir gün onun bir yorumunu Pervin, cok enteresan bulmustu. Afganistan´da degil üniversite, okumus olmak dahi büyük bir meziyettir. Her yerde acayip bir saygi görürsün diye.Onun icin biraz okuyan dahi hava basmak icin o uzun kiyafetlerinin gögüs ceplerine birer tükenmez kalem koyar dolasirlar ki herkes bilsin. Bu onlarda kravat gibidir; kalemin varsa itibar görürsün.Tuhafti ama mutlaka ki gerceklik payi cok yüksekti ;cünkü, hala Türkiye´nin bile bazi kesimlerinde bu davranis tarzina rastlamak mümkün.Cehaletin yüksek oldugu toplumlarda bu dogaldi. Aslina bakarsaniz cehalet illaha da okuma yazma ile olmuyor burasi tartismaya aciktir.Ne okumuslar var cahil kalan.

17 Mayıs 2012 Perşembe

TÜRK GELIN ( 8 )





TÜRK GELIN ( 8 )



…...........
Bu adam, sonradan ögrendigine göre, otonom bölgede komünist parti üyelerinden birisi imis. Dedemi, babami ve amcami alarak, onlari gizli birseyler konusurlarken görmüstüm; megerse o vakit adam,“ sizin su isimde Afganistan´da bir tanidiginiz var mi? „ diye sormus. Tabii bizimkiler korkularindan“ biz kesinlikle öyle birini tanimiyoruz „ diyerek redd- i isyan etmisler, diyerek anlatmaya devam etmistir.
Oysa bahsedilen kisi gercekte Önder´in babasinin amcasinin ogludur ve Mao devriminden önce ailesiyle birlikte Afganistan´a yerlesmistir.
Aradan 15 gün kadar daha gecer, ve ayni SIVE tekrar gelmistir evi ziyarete. Bu kez, evin erkeklerine, bahsedilen kisiyi taniyorsaniz, taniyoruz deyin; cünkü bu bir sinama degil, gercek ve cok ciddi bir davet; hatta arzu ederseniz Cin´den ayrilabileceginizin izni geldi der. Bunun üzerine, Önder´in babasi, denen kisinin amcaoglu oldugunu, tanidigini ve Afganistan´a gitmek istedigini söyler. Gelen Sive, bunun disisleri bakanligindan gelen özel bir emir oldugunu, kimselere duyurulmamasi gerektigini söyler ve böylece bir- iki gün icerisinde yanlarina sadece yiyecek ve giyecek alarak, kimseciklere veda etmeden, bir gece yarisi, özel görevliler esliginde coluk cocuk Cin sinirina getirirlirler. Önder henüz cok kücüktür ( asagi yukari 8 yaslarindadir) ama esek sirtindaki bu zorlu seyahati gayet iyi hatirlamaktadir. Kendilerine 4 esek verilmis, 2 esekte ise Mao´nun cerceveli resimleri ve propaganda kitaplari yüklenmistir parti görevlilerince. Oraya gittiklerinde Cin´i iyi anlatsinlar diye verilmistir. Diger eseklerde de amca oglunun diger akrabalarinin ve ve Önder´in ailesinin cüzzi esyalari yeralmaktadir.
Önder, bunu Mao zamaninda yurtdisina cikisina izin verilen belki de tek insanlar olduklarini Pervin´e vurgularken, bunun sebebinin ise su oldugunu ifade eder:
Pervin, saskinlikla, tesadüfün böylesi der gibi, dinlemektedir Önder´i.
Bu sözü edilen amca oglu da babasi gibi doktordur. Basarili bir Akupunktur ve ortopedi uzmanidir. Dönemin Afgan disisleri bakaninin ise 25 yaslarinda kücüklügünden beri yatalak bir oglu vardir. Bu doktorun tedavisi ile yatalak genc oturabilecek kadar sagligna kavustugundan, bakan cok minnettar kalmis,ne dilerse yapmaya calisacagina dair teminat vermistir. O da para yerine Cin´deki akrabalarinin, özellikle de Önder´in babasinin oraya getirilmesini arzu ettigini söylemistir. Afgan bakan elinden geleni yapacagini söylemis ve sonucta da sözünde durmus, bir dizi görüsmelerden sonra bu is hallolmustu.
Yolculuk sirasinda, Pamir daglarini gectiklerini, havanin buz gibi oldugunu; biz cocuklari yün yumagi gibi sarip sarmalamalarina ragmen üsüyor, aldigimiz nefes donuyor, babamlarin yüzü kardan ve hayvanlarin burunlarinda buzlar olusuyordu diye bahsetmeye devam eder, Önder.
Dag yolundaki zaman zaman gecmek zorunda kaldiklari ucurumlarda, o eseklerin o kadar usta oldugunu, hayvanlarin bazi yerlerde ancak bir insanin gecebilecegi dar yolda dahi, tek ayaklarini hizali hizali atarak ilerlediklerini, sinirdan 10-15 km uzaklasmalarina ragmen korkudan resim yüklü 2 esegin yükünü bosaltamayip, kendilerinin yaya yürüdügünü anlatir. Cünkü her seferinde buna yeltendiklerinde ya bizi dürbünle seyrediyorlarsa, geri cevirmesinler, bir de o zaman hapse gireriz,resimleri nasil indirirsiniz diye bizden hesap sormasinlar diye düsünüp vaz gecerler.
Nihayet resimleri ve kitaplari ancak dagin öbür yakasina gectiklerinde, Cin sinirindan gözle görülemeyecek uzaklikta oldugunda bosaltip ,o vakte kadar yaya yürümekte olan kadinlar oturtulmustur, esek sirtina.
Önder´in Pervin´e anilarini anlatirken hala gözlerinde o ani yasamakta oldugunu, hala o gözlerdeki minik Önder´i görmek mümkündü.
Dagin öte yakasina gecip, biraz ilerlediklerinde ,ohhhh rahatladik düzlük sayilabilecek bir yere geldik diye düsünürken, birden karsilarina silahli 20-25 atli belirmistir. Yüksek sesle bagiriyorlar, ne dedikleri anlasilmiyordu. Bu atlilar erkekleri ellerinden baglamis, kadinlari birarada duracak sekilde gözaltinda tutup hatta Önder´in anlattigina göre cocuklarin bile uslu durmasi gerekiyordu, hepsi sesiz bir korkuya kapilmisti. Gerci, o atlilar epey insanin oldugu bir yere getirmislerdi onlari; ama dillerini anlamadiklarindan, o adamlarin eskiya olup olmadiklarini, kendi akibetlerinin ne oldugunu kestiremediklerinden, korkuyla cocuklar dahil beklesiyorlardi. Bir ara bütün erkekleri alip götürürler. Yaklasik 10-15 saat sonra erkekler geri dönmüs yüzlerinde bir memnuniyet ifadesiyle“ artik hürüz „ diye ailelerine bu uzun sorgulamadan sonraki müjdeyi vermislerdi. Bulunduklari yer hala dagin tepesi gibi bir yerdi, ama bu Afgan grup onlari 1-2 ay iyice misafir etmis sonra sehre refakat etmislerdir.
Önder, Pervin´e bu atlilarin basindaki kisinin sonradan Afgan- Sovyet savasi sirasinda adindan cok bahsettirecek bir general ve asiret reisi oldugunu söyler.Yani baris zamanlarinda siniri korumakla görevli orada da yasayan  yerli halktir o grup. Hatta Pervin ismini biliyor olmasina ragmen zaman icerisinde hafizasindan silinmistir. Ancak Özal zamaninda Türkiye´ye kabul edilen 4000 Afgan ailenin icerisinde oldugunu, Van civarina yerlestirildiklerini tvdeki haberlerden 80´li yillar duydugunu hatirlamaktadir. Önder ondan, cok iyi biri idi, bizlerle cok iyi ilglenilmesini sagladi, diye söz etmistir.
Herneyse, böylece aile bir iki sehirden sonra sonunda Kabil´e yerlesmis, Önder de artik orada okula baslamisti. Carcabuk dili ögrenen babasi ve annesi de calismaya baslamislardir.
.....................

15 Mayıs 2012 Salı







TÜRK GELIN (7)

Pervin, bu ayaklari titreten ucusunu atlatmistir. Ama kendi ailesinden baskasina bahsetmez; muhtemelen sevinecekleri icin.
Bu kurban bayraminda olanlari da Almanya´daki nisanlisi Önder´e bahsetmez; cünkü hem annesinin hem de babasinin bu denli asagilayici davranacagina inanmayacaktir.
Aradan 1-2 ay gecmis ve nihayet Önder kisa bir izin icin Türkiye´ye gelmistir.Bir gün kendisi“  bana söyleyecegin bir sey var mi? „ diye sorar. Pervin ise“ ne duymak istiyorsun? „ diye ayri bir soru ile cevap verir. Bunun üzerine  Önder kurban bayraminda ailesini  bir iki tanidikla ziyarete gelmis olan arkadasi Semseddin´in kendisine kurban bayrami ziyaretlerinde olanlari anlattigini ve aynen su cümleleri kullandigini söyler:“ Ulan oglum sen acayip sansli birisin. Bizimkilerden bir kiz olsa o cay tepsisini babanin kafasina firlatir, anneni de sacindan tuttugu gibi yerlerde sürürdü. Bu kiz yüzünden okunan öfkesine ragmen kendini tuttu, hepimiz cok takdir ettik „ demistir. Pervin bunu duyduguna sasirmistir cünkü Semseddin´le hic anlasamazlardi.
Bundan dolayi Önder Pervin´e tesekkür edip, özür diler. Önder annesinin bu tavrinin, onu cok sevdiginden kaynaklandigina bagliyordur.  Pervin, "ya peki baban neden böyle davraniyor? Kusura bakma ama her zaman onlarin bu sekildeki cahilce hareketlerine her zaman büyüklük göstererek sabretmek zorunda degilim „ der. Önder, zaten babasiyla iyi bir münasebet icinde olamadiklarini devamli ticaret bahanesiyle aileyi birakip aylarca gittigini, tüm sorumlulugu kac yildir Önder´in omzuna yiktigini, annesinin ise bu oglunun desteginin kaybolacagini zannettigi icin böyle davrandigini söylemektedir.
Evlilik karari almadan önce Önder ailesinin Türkiye´ye kadar olan hikayesini ve kendisinin cocuklugunu söyle özetlemistir, Pervin´e.
Cin´de Mao yönetiminin hakim oldugu bir devirdir. Önder´in babasi genc bir doktordur. Bir toplanti sirasinda“ biz Türküz Türkce konusmamiz lazim „demesi ve o dönemlerde üniformaya benzeyen tek tip kiyafetin giyildigi Cin´de kiyafetini bir de ütüleyerek giydigi icin burjuvazilik ve irkcilik yaptigi gerekcesiyle 8 yil hapis cezasina carptirilir. Ayni sekilde diger kardesi de 10 yil calisma cezasina ( yani kürek mahkumluguna) carptirilir. Bu siralarda daha yeni evlidirler Önder´in anne ve babasi.
Pervin´hikayenin bundan sonraki kisminida kayinvalidesinin agzindan da birkac kez dinlemistir. Onun da anlatimina göre:
Kayinvalidesi daha 15 yasindadir.Anne ve babasini kücük yasta kaybetmistir, ona ve kücük üvey oglan kardesine cok yasli olan kendi anneannesi bakmaktadir. Kadincagiz, cok yasli oldugu icin kendisini hic evlenmek istememesine ragmen, zorla bu sülaleden zengin ve taninmis ailenin ogluyla evlendirmistir. Bir kac ay sonrasinda genc kiz olan kayinvalidesi hamile kalmis ve genc doktor esi dehapse girmistir.
Kayinvalide, Önder´i dogurduktan sonra orta okula devam ettigini, sadece emzirmek icin teneffüs arsinda eve geri geldigini ve ne cok utandigini, defalarca ifade etmistir.
“ Daha cocuk bakimindan anlamayacak kadar kücüktüm, o yüzden  bebegime büyük görümcem bakardi, ben arkadaslarimla oynardim. „ diye bahseder. Hakikaten de Önder´le ilgili pek bir bebeklik ve cocukluk hatirasi yoktur annesinin. Pervin´in bebek Önder´in neler yaptigina iliskin sorulari“ ben hatirlayamiyorum halasi bilir „  cevabina sasirmasina karsin anlamaya calismisti onu. Güzel  ya da hos bir duygu olmasa gerek. Insanin cocuklugu elinden alindigi icin kendi cocugunu bile sevememesi, zoraki bir alakasinin olmasi ne garip diye düsünür Pervin icinden.
Önder ise ilk hatirlayabildigi cocukluk anilarindan bahsederken amcasiyla ilgili kisminda hep gözleri isildardi ve  onu ne cok sevdigi hemen belli olurdu.
Önder amcasinin da 10 yil kürek mahkumluguna carptirildigini ve hep sirtinda minik Önder´le calismaya gittigini hatta o calisirken kaybolmasin, basina bir sey gelmesin diye onu bir agaca bagladigini, dinlenmek icin yanina geldiginde birlikte yedikleri yemegin ne de tatli oldugunun hala hatirinda oldugunu ve onunla hep oynayip güldürdügünü anlatmaktadir. Bu yüzden amcasina baba, halasina anne, kendi babasina agabeyi, annesine ise abla dedigini ve bir müddette gercekten öyle   zannettigini söyler. Dedesinin onu cok simarttigini ve cok sevdigini anlatmisti. Babasi hapiste oldugundan ona bütün aile özel ihtimam göstermis ve bir dedigi iki edilmemistir. Bütün torunlarin oldugu koca evde, yemekte bir tek dedesinin onu yanina oturabildigini gururla ifade eder. Önder dedesinden su sözlerle bahseder: sehirde cok taninan bir zat oldugunu, Mao devriminden önce cok zengin oldugunu, hatta koca bir arsa üzerinde 3 ayri misafir evi ve calisanlarin kaldigi evlerinin de bulundugundan bahseder. Devrimden sonra buranin sadece kücük bir bahceyle bir evin kendilerine verildigini, kalanina devletin el koydugunu ögrenir Pervin anlatilanlarla.
Pervin, bu hikayeyi biraz aciyarak, biraz onlari anlamaya calisarak dinlemistir hep.
Önder, hele de babasindan bahsederken su ifadeleri kullanir:
Zaten tavrindan da ondan bahsetmekten hoslanmadigi, bir kere de olsa bahsetmesi gerektigi icin anlattigi bellidir.“Babami cocukken hic sevmezdim; cünkü 8 yasindan sonra bir adam cikti, durmadan bagiran cagiran, bana hep yasaklar koyan, sinirli biri. Bir de bana dediler bu senin baban sözüne itaat edeceksin. Tamam, iyi, anladim da, o yüzden onu hic sevemedim , galiba o da beni sevemedi. Böyle tuhaf bir iliskimiz var o sebepten; sadece abgabey diyebildim kendisine der.
Gercekten de Pervin, hep saskinlikla seyretmistir evde tüm kardesleri anne babasina anne ve baba derken o, abla ve agabey diye hitap ediyordu.
Herneyse, Önder  babasi gibi doktor olan halasinin kendisine o isinin arasinda dahi, kendi cocuklarindan bile daha iyi baktigini, annesinin kendisiyle pek ilgilenmedigini anlatir.
Önder , Pervin´e Cin´den nasil ayrilabildiklerini ise söyle hikaye etmistir:
Bir gün eve bir Sive gelmistir.( Bunlar da Cin´deki azinlik halklardan birisidir ve genellikle devlet dairelerinde ve yüksekce kademelerde calisirlar, aralarinda cok okuyan ciktigi icin) Bu adam sonradan ögrendigine göre...





9 Mayıs 2012 Çarşamba

TÜRK GELIN ( 6 )




TÜRK GELIN ( 6 )

Nihayet kurban bayrami olmustur. Pervin bayram süresince istemese de nisanlisinin ailesiyle kalmaktadir artik. Ilk defa da bu sebeple, onlardaki kurban bayrami kutlamalarinin nasil oldugunu görmektedir. Kayinvalidesi bir iki gün önceden tatli ve tuzlularin yapimina baslamisti. Masa o gün, cesitli kuru yemis ve sekerlemelerle donatilmisti. Onlarin her önemli davetlerinde yer alan olmazsa olmazi Sanza ( yün cilesi gibi hamurdan yagda kizartilarak yapilan bir nevi cok uzun krakerler, yapimi hayli zordur , genellikle iki kadin birarada yaparlar), digeri Kak Belis (kuru kayisi ile yapilan cok lezzetli bir tatlidir ), Samsa ( kiymali , kimyon ve havuclu bir nevi pogaca ) yer almaktaydi. Bunlarin yanisira, iki kocaman özel tabakta onlarin meshur etli ve havuclu pilavi ve koca koca haslanmis etler masada yerlerini almisti ziyaretciler icin.
Cok degisikti hersey Pervin icin. Sabahin ilk saatleriyle gruplar halinde erkekler geliyor hep birlikte masaya ve koltuklari dolduruyor; masadaki yemekler yeniyor sonra cay fasli basliyor ve yemegi yiyen kalkiyor, sonra ne okuduklari tam anlasilamayan sanki alel acele okunmus bir dua ve elleriyle yüz ve sakallarinin sivazlanmasiyla ayriliyorlardi evden. Aradan cok gecmiyordu yeni bir grup ve onlarla bosalan tabaklar yeniden dolup bosaliyordu. Tabii güzel bir seydi bir evin ziyaretcisinin bu denli cok olmasi. Pervin´i esas huzursuz eden ayni gün ucusa yetismesi gerekiyordu ve mutfakta hazirliklara yardim etmesi ve yemek yapimina istirak ettiginden feci bir sekilde üzerinin yemek ve baharat kokuyor olmasiydi.Iki saat sonra bir de hava alaninda olmasi gerekiyordu.Misafirlerin bile önüne böyle cikmak istemedigi gibi birde ucusa da böyle berbat sekilde gitmek zorunda kalacakti.
Pervin´in karsiladigi son misafirler gelmisti. Iki yaslica bir bey ve birde nisanlisinin bir arkadasi gelmisti bayramlasmak icin. Kayinpeder ve kayinvalide salonda misafirlerle yerlerini aldilar ve kayinvalide daha onlar iceri girer girmez sanki kizlari cay getiriyormus gibi iceride oturan kizina seslenip Fatime cay eke ( cay getir ) diye seslendi. Zaten sabahtan beri ocaktan inmeyen caydanliga Pervin yeni cay demleyip misafirlere sunmak icin salona götürür. Gelen misafirler yasca kayinpederinden kücük olduklari icin Pervin önce caylari ona sunar ve kaba bir ses tonuyla onun Yak ( yok, istemiyorum ) hitabiyla irkilir. Belli etmemeye calisarak misafirlere ve sonra kayinvalideye sunsa kayinvalidenin de daha kaba bir ses tonu ve yüzünü de cevirerek Yak cevabiyla cayi geri cevirir. Ses tonu o kadar sertti ki misafirler bile rahatsizlik duymus saskin yüzüne bakmislar ve oda da bir sessizlik olmustu. Pervin sesini cikarmadan odadan mutsuzca ciksa elinde tepsiyle mutfaga dogru; kayinvalidesinin yine Fatime cay eke diye seslenmesiyle odaya geri dönüp yine cayi götürse, kayinvalidesi yine Yak der . Pervin cok sinirlense de misafirlerin huzurunda tatsizlik olmasin diye sesini yine cikarmaz ve mutfaga döner. Sonra iceri valizini almak icin yatak odasina girer ve yola cikar ucusu icin. Ne varki kötü baslayan günü pek de iyi gitmeyecektir.
Havalanina Londra ucusu icin gitmistir. Aslinda normal bir ucustu her zamanki gibi. Sadece o gün özel olan bashostesin ucuyor olmasi ve kabin memurlarinin hepsinin aslinda kabin amiri olmalariydi. Pervin bu ucusunda bashostesin yaninda 4 numara olarak ucuyordu. Artik dönüs seferindeydiler Türkiye icin. Yemek servisi henüz bitmisti ki, kokpitin isigi yanmis ve bashostes saskin kokpite girer. Ciktiginda beti benzi atmistir. Pervin´e isaret eder ve diger arkada görevli kizlara da telefon acarak acil öne gelmelerini söyler. Hepsi toplandiginda, aglayarak ,sesi titreyerek kaptanin söylediklerini iletir. Kaptan kokpitte yangin alarminin oldugunu ve nereden bu sinyalin geldigini anlayamadiklarini söylemistir. Kizlar derhal her yere bakin, yangin olan bir yer var mi diye söyler.
Hepsi birden kostururlar galley deki firinlara, bütün cöpleri dahi cikarip her yeri didik didik ederler dakikalar icinde ama yok. Bu arada, ucus mühendisi hali altindaki gizli delikten bagajlarin oldugu bölmeye inip orada tarama yapmistir, bir yangin söz konusu mu diye, yine sonuc sifir. Ama dügme hala yanmaya devam ediyordu ve bir yerlerde yangin oldugunu isaret ediyordu.Kaptan, bashostesi tekrar yanina cagirmis ve sonrasinda bütün ekibi kokpite toplamisti. Kizlar, galiba vedalasma zamanimiz geldi dedi kaptan. Sansimiz varsa Zagreb´e ulasmaya calisacagiz; havaalani kapanmadan, gerekirse gövde inisi yapacagiz, hazirliklarinizi tamamlayin. Sadece 15 dakikalik yakitimiz var dedi.Tabii daha önce basimiza birsey gelmezse diye de ilave eder. Bunun üzerine herkes vedalasti, haklar helal edildi ve disari cikildi kokpitten. Ufak bir üzüntü dalgasindan sonra herkes o gün esas bashostese ve esine üzülüyordu. Ne tesadüftü ki, onlar ilk defa birlikte ucuyorlardi ve 5 yaslarinda bir ogullarin vardi. Geri herkes bekardi. Pervin ise evliydi güya da, kagit üzerinde. Zaten ona bir sey olacak olsa, nisanlisinin ailesi herhalde tef calacaklardi öyle görünüyordu. Pervin kisa bir süre ailesini düsündü. Ama düsünceler sanki isik hizinda yol aliyordu kafasinin icinde. Galiba ölecegi icin degil, annesi üzülecek diye üzülüyordu. Cünkü, bir an her ucusa gidisinde mutlaka kapidan gecirmeyi ihmal etmeyen, kendisini uzun uzun hayranlikla seyreden annesi, hatta o taksiye binene kadar sogukta bile pencerede kendisini bekleyen annesi.O an annesinin nasil iyi bir anne oldugunu daha iyi idrak etmisti sanki. Cünkü, gece gec dönmesine ragmen saat kac olursa olsun ,annesi mutlaka kalkar odadan cikar kizim karnin avmi diye sorar öyle yatardi. Halbuki Pervin´in yemek yiyecek hali bile olmadigi gibi cöplüge koysaniz orada uyuyacak yorgunlukta olurdu cogu zaman.
Pervin, sonra derin bir nefes alir ve mütemadiyen galleyin penceresinden bulutlara bakar son güzellikleri kesfetmek istercesine. Sonra hep birlikte herkes icinden dualarini okuduktan sonra ne yapmalari gerektigini düsünürler. Hepsinin gözleri herseyden habersiz oturan yolculardadir. Son dakikalarini nasil gecirmeleri en uygunu diye kisa bir mühayeleden sonra ucakta ne var ne yok servis yapmaya kara verirler.
Hepsi en güzel gülücüklerini takinip icecek servisine cikmislardir. Yolcular bile kemer isiklari yanarken ki bu hale sasirmislardir.
Oysa onlar düsünmüslerdi. Nasil olsa ölecegiz, hic olmazsa birileri mutlu ölsün, farkinda olmasin demislerdi kendilerince.
Gerci korkulan olmamis kaptan Zagrep´e basarili bir inis yapmis; ucakta gerekli kontroller yapildiktan sonra geri dönülmüstü. Ama o günkü ekibin metanetli hali, hicbirinin aslinda ölüm lafina bu kadar alisik olmadigi halde burunburuna gelmeleri ve büyük bir teslimiyet icinde hareket edebilmelerini cok takdir edici bulacakti Pervin, arkadaslarini da yillar sonrasinda da. Pek cok insan aslnda bilmez ama; o süslü görünümleri altinda hemen her hostes ucusa gitmeden önce boy abdestini alir ve her kalkista, her iniste dua mutlaka okurlardi. Galiba bu sebepleydi metanetli olabilmeleri; insan kendini zaten manen Allah adayinca korkuda olmuyormus meger.


15 Nisan 2012 Pazar

TÜRK GELIN( 4 )


TÜRK GELIN ( 4 )

Bir gün kayinvalidesini, oglunun vesikalik fotografina derin derin bakarken bulur evin salonunda Pervin. “ özlediniz mi oglunuzu annecigim „ diye sorar. “ Merak etmeyin ben havaalanindan telefonla arar size telefon acmasini söylerim; biraz hasret giderirsiniz . Zaten, yakinda gelecek merak etmeyin„ diye de ekler. Aslinda, kendisinin teselliye ihtiyaci olmasina karsin onun anne olarak özleminin ogluna daha cok oldugunu düsünerek, kayinvalidesini teselliye calisir. ( Tabii Pervin´in bu sözlerinin kacta kacini kayinvalidesi anlamisti o da mechuldü ya.)
Ama, onun reaksiyonuna aradan 24 sene gecmesine ragmen o günkü kadar icerleyecekti. Herhalde ömrünün sonuna kadar bu hakareti unutamayacakti. Hangi vicdandi ona bu sözleri söyleten?
Önder´in annesi elindeki oglunun vesikalik fotografini önce sevecen ifadelerle seyrederken Pervin´in sözleri üzerine halinin üzerine dogru yere savurup, tükürdükten sonra, bir de onu ifadesiyle“ pis murdar „ diye de bir küfür savurur. Pervin neye ugradigini sasirmistir. Bütün vücudunu öfke sicakligi basmisti. Pervin araya yine karisan görümcelerinin "yok öyle degil, siz yanlis anladiniz " laflarina ragmen kayinvalidesine ilk kez sesini yükselterek,bana bu sekilde davranamazsiniz, kendinize gelin. Siz ne söylediginizin farkinda misiniz,beni aptal mi sandiniz bana bunun hesabini verirsiniz der. Güya Türkce bilmeyen kayinvalide bunun üzerine biraz kendine gelir ben size degil , kendi ogluma kiziyorum diye de bozuk Türkce ile ekler. Devaminda, oglunun midesine cok düskün oldugunu, annesinin yemeklerine pek alisik oldugunu ve yol yakinken ayrilsa imis Önder´den cünkü Önder birakirmis onu eger annesinin yemegini yiyemezse. Bir de sözlerine ,benim Türk pasportum ciktiginda memleketim Cin´e gidecegim ve orada bir yil kalacagim. Ben oglumu onun icin evlendiriyorum; diye kendi mantigini dikte etmeye kalkar.
Sen benim cocuklarima bakabilir misin? diye sorar ( yani becere bilir mi idi  Pervin? Onu kast etmektedir.)
Her seferinde, yeni bir sürprizle karsilastigi gibi, simdi de bu sürprizle karsilasmistir. Kadin Pervin´in vize cikinca dügünü olacagini, esinin yanina Almanyaýa gidecegini degil, bir yil da onun cocuklarina kocasini görmeden annelik etmesini bekleye biliyordu. Oysa Pervin´in vize islemleri icin nikahi önce olmustu.
Pervin, onun belki büyük bir memleket hasreti icin de olmasini anlamaya calissa da, yine de kendi ailesinden edindigi karakterle, yine cok acik ve net bir cevapta bulunacaktir. “ Burada olsam elbette bir abla gibi bakardim; neden olmasin ama, evlendigimizde burada olmayacagim ve Almanya vizem cikar cikmazda gidecegim. „ Lakin Kayinvalidesi, "insan annesi icin böyle bir fedakarlikta bulunmaz mi? " deyince Pervin gercekten sinirlenmistir. Öfkesine hakim olmaya calisarak, su cevabi verir:“ Nisanlimin annesi olarak elbette size saygi duyuyorum, duyacagim da; ama benim zaten bir annem babam var ben buna ihtiyacim oldugu icin evlenmiyorum. Esim icin , kendi evim olsun diye evleniyorum der. Bunun üzerine Kayinvalidesi onlarin tabirinde aboooo demek olan viyeeeeey kelimesini kullanarak ellerini yüzüne kapatir. Bu ne hayasizlik diyerek salondan disari cikar ( ki bu lafi anlamistir  Pervin cünkü ayni kelime Türkce de de mevcuttu.). Sükür ki bundan sonra bir daha bu istegini dile getirmez.
Ama hep aileyi ziyarete gitse, hep onlarin beklentileri Pervin´den  bitmez, tükenmez.
…...........
Kum Tanesinden

14 Nisan 2012 Cumartesi

TÜRK GELIN ( 3 )






TÜRK GELIN ( 3 )

Pervin bir telefon konusmasi sirasinda nihayet Önder´e bunu sorar:“ bu kiz kim ve özelligi ne acik söyle „ diye. Anlasilan Önder bu soruyla hic karsilasabilecegini tahmin etmemisti. Cevap vermeye bocaliyordu. Ne mazeret uydursa daha da batiyordu. Pervin´in kararli ve desen sorgusu üzerine, en nihayeti itirafta bulunur. O kizin aslinda onun ilk sevgilisi oldugunu, ona Afganistan´da bulunduklari zamanda deliler gibi asik oldugunu, hatta iki aile bunlarin evlenmelerini garanti bile görmekteyken, kizin Türkiye´ye geldiginde tavrinin degistigini, onu red ettigini hatta, cogu kez Önder´lerin artik maddi durumlarinin yerinde olmamasindan dolayi onu tersledigini anlatir. Ona neden anlatmadin, neden benim haberim yok bütün bunlardan dese, Önder artik bir ifade etmiyor benim icin deyip; Pervin´i teskin etmistir.Gerci Pervin ikna olmus görünsede, artik 3 kisilik bir evliligin icinde bulundugu korkusu her yanini kaplamisti. Esi ona bu kizdan bahsetmeyerek ilk itimatsizligi yapmisti. O telefon konusmasinda esinin ses tonundan o kiza olan ilgisinin daha bitmedigini, o kiz tarfindan red edildigi icin ikinci tercih oldugunu kavramisti. Tüm kalbiyle dua ediyordu, keske kendisi yaniliyor, esi dogru söylüyor, artik o kiza ilgisi olmamisini umuyordu.
Önder´in anlattiklarina göre, kizin annesi kayinvalidenin cok samimi arkadasidir Afganistan´dan beri, babalari kuzendir. Özellikle, kayinvalide oglunun o kizla evlenmesi israrinda bulunmustur megerse.Yakinlarda, kizin annesi bir kalp krizi sonucu hayatini kaybettiginden, Kayinvalide daha da bir kiza acimakta, daha da üzerine düsmektedir.
Pervin tüm cesaretini toplayarak Önder´e:“ eger senin icin bir sey ifade etmiyorsa o kiz artik, annenle son derece acik konusmalisin „ ; cünkü onun önünde bana karsi tavri hic de hos degil. Beni illahaki ya o kizin yaninda yada o kizin kizkardesinin yaninda beni her sey icin bile tersliyor der. Önder ilk kez Pervin´ e ve daha sonralarida yillarca degismeyecek su cevabi verir: Benim annem ona acidigindan ona ilgi gösteriyordur, benim annem seni azarlamaz, benim annem yapmaz öyle sey.
Pervin artik evlenecegine sevinemiyordu. Hangi birisine yansindi; vize icin daha dügün olmadan nikahinin olmasina mi, bu yeni ögrendigi kiz meselesiyle artik 3 kisilik bir evlilik icinde olduguna mi, kendisinin kesinlikle istenmedigi bir aileye mi gittigine, ona güvenini sarsmis bir kocasi olacagina mi?Mutsuzlugun girdabinda idi; ama nasil cikmaliydi bu girdaptan?Bosanmali miydi ama bu konuda babasinin durusu kat´i idi. Mücadele etmeliydi ama nasil? Yoksa düzelirmiydi bu durum? Bosansa nereye gidecekti. Büyük bir rezalet olacakti, en azindan kendi ailesi yaninda yer almadigi gibi, o vakit ki Türkiye sartlarinda en kötü bir secenekti. Artik bir sürü soru , bir sürü korku kafasini allak bullak ediyor; adeta nefesi daraliyordu. Cok mutsuz, cok huzursuzdu.Tek tesellisi cok sevdigi isi idi. Isinde bulundugu saatlerde, en azindan bir nebze bunlari düsünemediginden rahatliyordu. Ama ucak yere indiginde, Pervin yine kacamadigi korkulariyla yine burun buruna geliyordu.
Pervin su ziyaretleri yapmak istemese de, Önder´in "bizimkileri ziyaret etmeyi ihmal etme babam memlekte Cin´de  baslarinda kimse yok bir haber alip dur, bir seylere ihtiyaclari var mi?" israri onu cileden cikariyordu. Bu iyi niyeti anlayacak insanlar degildi muhatap oldugu ziyaretlerinde. Hele üzerinde üniformasiyla gitmis olsa kayinvalide neredeyse yolacakmis gibi bakiyordu kendisine. Istemiyordu gitmek, istenmedigi yere gitmek istemiyordu.
Neyse günler böyle gececek; is yerindeki arkadaslarinin bazilari ucusa giderken kendilerini almaya gelen servisten gördüklerinden artik Pervin´e fikirlerini söyleyip;“ kizim evlenmek icin cok mu aradin bu adamlari bu gecekondu gibi yerde oturuyorlar „ diye. Pervin ise "siz de bir ülkeye yeni gitseniz o ülkenin villalarinda oturacak degilsiniz ya" diye cevap veriyordu.
Ama esas bundan sonra; Pervin icin her sey kötülesecekti ,düzelecegi yere. Cok sürmeyecekti, anlayacakti artik, icindeki korkularin gerceklik payinin oldugunu.

13 Nisan 2012 Cuma

TÜRK GELIN ( 2 )




                                          TÜRK GELIN( 2 )
Pervin, artik cok zorlu bir hayatin icine girmisti. Hemen her hafta ucuslari elverdigi müddetce ya ucusa gitmeden önce yada sonrasinda ugruyordu aileye biraz daha tanisabilmek icin. Oysa, onlarin dillerini bilmedigi yada cogunu anlamadigi icin ayaklari geri geri gidiyordu aslinda. Hislerini belli etmemeye calisiyordu. Cünkü ziyaret etmek bir sey degildi; seve seve yapilacak seydi. Lakin, kayinvalidesinin yüzünden düsen bin parca oldugu gibi onu gördügüne memnun olmadigi her halinden belli oluyordu..Bir de bir hafta gitmeyecek olsa ogluna ondan sikayetci olmasiydi. Halbuki, onlarin evi Istanbul´un bir basinda Pervin´lerin ki diger ucunda idi. Hele isinin öncesi ve sonrasi olunca extra bir yorgunluktan baska bir sey getirmiyordu bu ziyaret. Cok yogun ucuslari vardi ve uzun ucus saatleri  de eklenince kayinvalidenin bu halden anlamaz tavri offf ya dedittirecek cinstendi.
Önceleri, kayinvalidesinin kendisini anlamadigini bunun dil sorunundan kaynaklandigini düsünse de; bunun böyle olmadigini ,aslinda Pervin´in tüm kabahatinin Türk olmus olmak oldugunu zaman ona gösterecekti.
Bazen, mimiklerinden  ya da ses tonundan kendi hakkinda hos seyler söylemedigine kanaat getirse araya giren kücük görümceleri annelerini korumaya alip; “ siz yanlis anladiniz o kelime o manada degil annem öyle söylemedi”  laflariyla günler gecer olmustu. Farkediyordu; kendisiyle az ama kaba ses tonuyla konusan kayinvalidenin sözleri, kendisine dogru cevrilmiyordu. Oysa, kendi annebabasinin ögütleri dogrultusunda zorla da olsa, en mutlu gülücügünü takinip, hicbir sey olmamis gibi, esi icin, kendi annebabasi icin, bir sürü hediyelerle kapilarini caliyordu. Itina da ediyordu, kendisine kapinin acilmasindan haric neredeyse hic konusulmuyordu.Her seferinde, Pervin imzayi attigi kagit parcasina pisman olarak evden ayriliyor; neredeyse dokunacak olsaniz aglayacak hale geliyordu.
Evde bir tek annesiyle dertlesebiliyordu. Zaten sizlanmasininda kendisine bir fayda getirmeyecegini babasi istenmeye geldigi gün cok acik bir dille ifade etmisti. Artik dönüsü olmayan bir yolda idi; yani yalniz savasci idi. Hic olmazsa, Almanya´ya gidene, dügünü olana, nihayet kendi evini kurana kadar, bu duruma sabir göstermesi icab ediyordu.
Kendi annesi, “kizim baska eve girmek baska bir dünya ya girmek gibidir. Sen ki, gercekten bambaska dünya ya girmek üzeresin hatta. Senin icinde, onlar icinde, her sey normal. Onlar seni, sen onlari taniyinca kadar sen saygi da kusur etme, onlarda  anlayacaklardir. Hem, kadin kalbinden rahatsizmis belki, keyfi o yüzden yoktur” diye kizini ön yargidan uzak tutmaya calisir.
Oysa, aileyi bizzat birebir gören ( Kayinpeder haric) kendisi oldugu icin,onun böyle olmadigini gayet iyi biliyordu. Mesleginden dolayi, genc yasina ragmen biraz insanlari tanir olmustu; cünkü günde ucakta 800-900 kisi ile yüzyüze geliyordu.
Yine böyle günlerden birinde idi. Pervin pür dikkat onlarin dillerini anlamaya calisiyor; gözüne carpan onlarin adet, sofra düzeni, ikram gibi biz Türklere degisik gelenleri hafizasina kayd etmeye calisiyordu. Her nedense her ziyarete gittiginde mutlaka birileri gelir, inceden inceye durmadan süzerlerdi onu. Aralarinda bir seyler konusurlardi hakkinda. Bazen, nedense bu laflar farscaya dönerdi ki, hic anlamasin diye. Hep merak etmisti "maugiz" lafi ne idi diye. Cünkü en cok duydugu kelime bu idi. Acaba "bu kiz" manasina mi geliyor dese görümceleri yine öyle degil diye mazeret uyduruyorlardi her seferinde. Bir müddet sonra bunu sorma geregi bile duymamaya baslamisti; cünkü bunun bu manaya geldigini coktan anlamisti. Ismi yerine bu sifatla konusulmasina icerlemisti.Hem ne idi bu kadar hakkinda konusulacak ne yapmisti bu müstakbel maugiz (Pervin).
Bir gün, bir genc kiz daha gelmistir; onun gittigi günde. Gariptir ki, yüzünde gülücükler acmistir o somurtuk kayinvalidenin yüzünde. Ilk kez o zaman fark etmisti Pervin, bu kiz baska biri idi. Cünkü kayinvalidesi konusurken Pervin´den tarafi bakip bir göz temasi bile kurmuyordu hatta onunla ilgili birsey söylerken sesinin tonu degisiyordu. Sonraki pek cok günde kayinvalide sudan sebeplerle o kizin yada o kizin kizkardesinin önünde tersliyor yada bagiriyordu ona.
Pervin, onun ne dedigini anlayamadigindan yanlis reaksiyon vermekten sakinmisti.O kiz kayinvalidenin bu tavrindan cesaret alip Pervinin kücük görümceleriyle muzipce bir seyler konusup ona dogru bakarak gülüsüyorlardi.Kayinvalide bu duruma cok kez bariz bir sekilde sahit olsa dahi hic de kimseyi uyarmamis,bilakis memnun olmustu.
Esine söz vermisti; evlendiginde kayinvalidesine anlasamadigi bir gelin degil; onun sözünü dinleyen, saygi gösteren, bir gelin olacak; cidden onu annesi gibi görecekti.Ama nafile idi cabalari. Görünen oydu ki hata yapsa cahilligine verilebilecek  Pervin degil; galiba büyüklük göstermesi gereken kayinvalide, henüz olgunlasamamis biri idi.
Artik Pervin bu durumu ve kizi acikca  Önder ile konusmaya karar vermisti. Simdiye kadar sormamakla belki gec bile kalmisti.Hayati nereye dogru gidiyor bunu ögrenmeli idi.
………………..
Kum Tanesinden

11 Nisan 2012 Çarşamba

TÜRK GELIN ( 1 )




                                                             TÜRK GELIN (1)
Pervin daha yeni evli sayilirdi. Cok da macerali olmustu evliligi. Evlenene kadar da yüregi agzina gelmisti. Hem babasini bu evlilige ikna edemezse diye telas etmis; hem de kendisinin, esinin evinde kabul görmeyecegi endisesi, bir türlü yok olmamisti icinden. Fakültedeki arkadaslik döneminde bu yöndeki endiselerini dile getirdi ise de; esi o zamanlar ona, “ bizimkiler seni cok istiyorlar "  mesele,     " senin babani nasil ikna edecegiz „ cevabi oluyordu. Cünkü, Pervin, Önder´e anlatmisti; ablasi evlenirken babasinin nasil cildirdigini; kizcagizini nasil zorda verdigini.Gerci, babasi simdi damadini cok severdi her firsatta onlari etrafina toparlar bu üc kardese“ hic darilmayin ama Adem Agabey´inizi    ( eniste) sizden bir gömlek daha fazla seviyorum „ diye  takdirini dile getirirdi.
Önder´in ailesi Türkistan´liydilar ve adetleri , dilleri neredeyse tamamen farkli idi. Bilgi olarak, ailesinin de onlarin Türk ve müslüman olmalarini bilmelerine karsilik; Pervin´in ailesi hic daha bir Türkistanli´ya o yillarda rastlamamislardi. Sayilarida zaten pek azdi. Aile ilk kez Pervin´in evlenmesi söz konusu oldugunda; onu istemeye gelindiginde birilerini yakindan görmüstü.
Pervin´de korkuyordu; ya ayak uyduramazsa; ya da onlar onu istemezse diye icinde de kötü bir his kaybolmuyordu nedense...
Babasi Pervin´in tahmin ettigi gibi kizinin mutlulugunu istemekle birlikte, pek kiymet verdigi büyük kizinin esi olan damadinin araya girmesiyle, Pervin´in Önder´le evlenmesine izin verir.
Öncesinde ise, asker emeklisi olan baba, o sert ve ciddi konusmalarindan birini yapmak üzre sirayla önce, müstakbel damadi, sonra da Pervin´i yan odaya cagirdi. Pervin alisikti kücüklükten beri babasinin bu tavrina; cünkü o konusmalarda edilen sözler son derece dikkate alinir ( kücüklerin bile) ve sözde de durulmasi gerekirdi. Bu hep böyle olmustu yine böyle olacakti elbette.
Baba, derin bir nefes aldiktan sonra yaprak gibi titreyen Pervin´e kizim simdi cok ciddi konusmanin zamani geldi diyerek söze baslar ve... Pervin´in yillarca kulaginda cinlayacak olan su cümleleri siralar: “ Kizim önce sana tesekkür ederim karsima muhatap olarak bir generali ve hatiri sayilir kisileri getirttin. Gördüm ki, oglanin isi iyi ve de efendi biri, anababasi da güzel mesleklere sahipler ülkemizde icra edemiyor olsalarda. Lakin, söz konusu kendi evladim olunca ben anlamam Türkistanli mürkistanli der. Benim gözüm anababasini tutmadi, bana kalsa; seni katiyyen vermem bunlara. Cocuk efendi biri belli, enisten bana sizin fakülteden beri arkadas oldugunuzu söylediginden; bana da fazla söz kalmamis. Simdi sana ciddi bir soru soruyorum:“ bu cocugu hakikaten istiyormusun, iyi düsün? „ diye de ekler.
Sen,  artik 20 yasina girdin; kendi kararlarini kendin verebilecek bir yastasin. Güzel bir kazancinin oldugu bir meslegin de sahibisin. Kendi ayaklarin üzerinde artik durabileceginden hic süphem yok. Lakin, bundan sonra sorumluluk, tamamen sana aittir kizim; mutlu olursan da, mutsuz olursanda. Bu evden kocanla birlikte cikar; ancak yine, kocanla birlikte girebilirsin; baska türlüsü mümkün degildir, der.Yalniz dönmeye kalkarsan; o vakit, bu evin kapisi sana kapanir. " Bu sartlarda evlenmeyi kabul ediyor musun? "diye sorusunu yineler. Pervin babasinin bu aci konusmasini hayretle dinler; o cok sevdigi babasi, nasil bu kadar kati olabilirdi ona yada olabilecekti.
Sonucta - Tamam baba, diyerek evlenmek istedigini söyler. Bunun üzerine baba, kizini istemeye gelenlere, evlenmelerine riza gösterdigini aciklayarak; hemen o gün söz kesilir ,ve yüzükler takilir cünkü damat adayi 3 gün sonra yeni isi icin Almanya´ya gidecektir.
Böylelikle artik,  Pervin´in de isinde ne kadar calisabilecegi belirlenmis oluyordu.
Akabinde, alelacele Almanya icin vize basvurusunda bulunulacak; vize cikana kadar da Pervin havayollarindaki isine devam edebilecekti.
Gerci, istemeye gelindiginde konusulmustu; isi geregi ucmasi gerekiyordu. Damat tekrar Türkiye´ye dönene kadar beklenilecekti. Sonrasinda ise, yok efendim ucmasin ya da nikahi hemen yapalim gibi söylemlere baslamislardi.Alman konsoloslugununda bir yil en az bekleme süresi sart kostugu icin de Pervin´le Önder´in en kisa zamanda  nikahinin kiyilmasina karar verilir, iki ailece ki dügün sonradan yapilacaktir. Sonucta:
Nikah kiyilmis; artik Pervin kagit üstünde de olsa evli bir kadin olmustur. Cok sevdigi Önder´i de Almanya´dadir ve radyoda ise baslamistir. Pervin ise daha bir kac kez gördügü, henüz kagit üstündeki bu esinin, ailesiyle görüsmeye, onlari her hafta ziyarete mecbur kalmistir.
...............
Kum Tanesinden