25 Temmuz 2012 Çarşamba

DÜNKÜ FERINGA GÖLÜ YÜRÜYÜSÜMDEN KAMERAMA YANSIYANLAR




















Dün, bütün gün disari cikmaya cesaret edemeden evde oturdum. Neden mi? Hava cok sicakti. Tabii burasi icin. Hava sicakligi 30 dereceyi buluyordu; nem de olunca Almanya´da cekilmiyor dogrusu. Ama baktim aksama dogru, hafif de bir rüzgar esmeye baslayinca, bir de baktim coktan disari cikmis, ayaklarim beni diger  göl yoluna dogru saptirmisti bile.
Kuslar bile benim gibi hissetmis olacak ki, agaclar arasindan kendilerini göstermeden ötüsme yarisindaydilar. Bunu hissetmek, insana huzur veriyordu dogrusu. Daha sonra, yoluma yavas yavas ilerlerken, tarla boylarinda  birbirlerine kur yapan beyaz kelebekleri, ekinleri bicilmis tarladan kalanlari paylasma gayretindeki kuslari ve de tarla, yol kenari demeyip acan, onca siradan yesil ya ki, sarinin hakim oldugu renklere kendi mücevherani güzeliklerini de katan cicekleri de izlemek büyük keyif vermisti bana.Yol boyunca, tek tük bisikletli geciyordu. Arada bir buna, kosu yapmaya cikmis bey ve bayanlar katiliyordu. Yani, herkes hoslandigi seyi yapmakla mesguldü. Ben ise, kameram elimde, gözlerim kah agaclarda, kah bulutlarda, kah tarlalarda obje ararken, son derece hayatindan memnun ve zihnim dinlenerek yürümekteydim, adimlarimi aheste atmaya özen göstererek. Bu arada, köpek beslemeyen ama cok seven ben, sahipleriyle artik evlerine önmekte olan köpeklerin itaatlerini izlerken hayran kalmistim. Hele de bir tanesi, beni mütemadiyen gülümsetti. Siyah bir cocospanier cinsi köpek hoplaya ziplaya tarla da, cimenler de durmadan bir sey kesfedip, dura kaliyordu. Oysa sahibesi bayan bisikletini sürmekteydi. Sahibesi yanindan gitti; köpek irkilmedi bile, buldugu sey her ne idiyse. Neden sonra,  arkasini bile dönme zahmetine katlanmadan sahibesi, bisikletin zilini  iki kez calinca, bu bizimki bir zipladi, sanirsiniz dünyanin sonu geldi. Hayli ilerlemis sahibesine yetismek icin bir tabana basti ki, kivircik tüm tüyleri sallaniyor ve kulaklari gözlerinin önünü örtüyordu telasindan. Bunu yaparken de, yoldan karsi istikametten gelen bisikletlilere bile aldirmadan; neredeyse önlerine atliyarak gecti.Tabii nihayetinde yetisti. Ben de uzaktan izliyorum. Gidince bir de sahibinin yüzüne bakip iyi yaptim degil mi der gibiydi. Dedim vallahi adamlar nasil hayvan yetistiriyor, insanin kendi cocuklari bile böyle uslu olmuyor diye gecirdim icimden. Galiba bu gidisle ben de birtane  edinecegim kendime. Sanirim bugünkü hos gösteriden sonra ben de kendime cocospanier tercih edecegim.

23 Temmuz 2012 Pazartesi

DÜNKÜ HASTA ZIYARETINDE YAKALDIGIM AYRI GÜZELLIKLER


















Dün arkadasima bu kadar güzelligin arasinda insan mutlaka sifayi bulacaktir deyip gelisimin fotograflari.Bunlara kendisinin bahcesindeki saheserlerdendi. Ben ise bunu firsat bilip hemen resmettim.Umarim sizlerde begenirsiniz.

KENDI CEKIMLERIM OLAN DOGA RESIMLERIM










Arada bir basimizi kaldirip bakmaliyiz sanirim. En yetenekli ressam doga oldugunu görecegiz.

20 Temmuz 2012 Cuma

ERDEMLI INSAN

Not: Bu yaziyi degerli Facebook arkadasim Yasar Necdet Celik´in sayfasindan, müsaadesiyle almis bulunmaktayim.Ben cok begendim.Bu yazinin cok daha fazla insana ulsamasi maksadiyla blogumda paylasiyorum .Bilgilerinize...
ERDEMLİ İNSAN

Erdemli olmak, faziletli, ahlâklı olmaktır. Platon’a göre erdemli insanda dört özellik bulunur: Bilgelik, yiğitlik, ölçülülük, uyumluluk.

Bilgelik, gerçeği anlamak ve yansız, değer yargılarından uzak durmaktır.

Platon’a göre bilgi önemlidir. Ona göre “yarım bilgiden korkmalıdır, tam bilgiden kötülük gelmez”. Yarım bilgili insanlar bilgece, yansız davranamaz ve toplumda yarım bilgileriyle huzursuzluk çıkarırlar.

Çünkü bu insanlar gerçeklik karşısında hoşgörülü olamazlar. Bu insanların bireysel egoları, istekleri yüksektir.

Oysa bilge insanlar, kendini bilen ve kendi kendisini yenebilendir. Mutluluğu yakalayandır. Bilgelik mutluluktur. İnsanın mutlu olabilmesi için üç yönünün iyi eğitimden geçmesi gerekir.

Bunlar kafa, kalp ve karın’dır. Kafa aklın, kalp duygu ve coşkuların, karın da hayvansal isteklerin merkezidir. Bedenle birlikte bu üç merkezin uyumlu bir şekilde eğitimi insanı erdemli olmaya götürür.

Yiğitlik vatanını sevmek, onun müdafaası konusunda gerekli olan cesareti göstermektir. Korkaklık yapmamaktır.

Ölçülülük, kendi çıkarları peşinde koşmamak, kişisel arzularını daha yüksek amaçlar için kullanabilmektir. Kendin için istemediğin bir şeyi başkası için istememek erdemli davranışların temel ölçülerindendir. Ölçülülük ılımlılıktır. Ilımlı insanlar, hoşgörülü olur ve olumsuz önyargılarının etkisinde kalmaz.

Uyumluluk, toplum içinde verilen görevlerde herkesin kendine düşen görevi en iyi şekilde yapması ve başkasının işine karışmamasıdır. Asker savunmayı, yönetici adaleti, yurttaş dürüstlüğü yerine getirmelidir.

Aristo’ya göre “erdem söz konusu olduğu zaman onu bilmek yetmez, ona sahip olmak, onu yapmak da gerekir”.

Erdemin ne olduğu konusunda her insanın öne sürdüğü “ahlâki” öğretiler söz konusu olabilmektedir. Bu erdemleri konuşurken çoğu zaman ortak bir paydada buluşmak zor değildir. Çünkü aklın yolu birdir.

Aynı zamanda iyiliği güzelliği tavsiye eden dinlerin de ortak paydası erdemdir. Onun için erdemin ne olduğu konusunda fazla bir ihtilaf yoktur. Ancak erdemin kaynağı akıl mı yoksa ilahi mi gibi sorular belki tartışma konusudur. Aslında günümüzde bu tür soruları tartışmanın da pek bir anlamı yoktur.

Çünkü yıllardan beri gerek ortak akıl yoluyla gerekse ilahi dinlerin öğretileri ile erdemli davranışlar hakkında birçok ortak paydalar oluşmuştur. Bunlar “iyiliğin peşinde koşmak, kötülükten uzaklaşmak” şeklinde özetlenebilen ahlâki değerlerdir.

İnsanların mutluluğuna zarar veren eylemlerde erdemlilik söz konusu değildir. Erdemli olmanın bir yolu da yine Platon’a göre “insanın kendi kendini yenmesidir. Bu da zaferlerin en büyüğüdür”.

İnsanların kişisel arzu ve heveslerinde sınır yoktur. Eğer insanlar yalnız kişisel arzu ve heveslerinin peşinde koşarlarsa başkalarının haklarına tecavüz edebilirler.

Bu tür tutum ve davranışlar hem kişisel mutsuzluk hem de toplumun mutsuzluğu demektir. Erdemin amacı insanların mutluluğudur. Bu mutluluk bazen diğer insanlara yararlılık ölçüsünde bazen de tanrıya yaklaşma şeklinde olabilir.

Her iki amacın ortak noktası kendini bilmektir. Kendini bilen insan erdemli insandır.

“İlim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir.
Çünkü kendini bilmedin, bu nice okumaktır?
İlim okumaktan gerek kendi özünü bilmektir.
Kendi özünü bilmezsen bir hayvandan betersin.”

Evet erdem insan içindir. Erdemli insanın de en önemli görevi “kendi özünü” tanımasıdır.

Kendi özünü tanıyan bilge sayılır. Bilgelik mutluluktur. Bilge olmak; çok bilgili olmak değil, bilgece davranmaktır. Buna (bilgeliğe) her insanın iyilikseverlik, dürüstlük, anlayışlılık, çalışkanlılık ve ahlâkla ulaşabileceğine inanıyorum.

(Alıntı)





16 Temmuz 2012 Pazartesi

TÜRK GELIN ( 13 )




 
TÜRK GELIN ( 13 )

….......
Güc bela da olsa, Önder´in Almanya´daki calistigi radyonun   gönderdigi fax ve özel kagitlarla Pervin´in elindeki basvuru formlari nihayet teslim alinmisti. Pervin, en azindan basvurusunun yapildigi, bundan sonra bir tek beklemesi gerektigi icin; rahatlamisti.
Simdiden sonra, ziyaret etmekte oldugu Önder´in ailesinin kötü davranislari artik,  Pervin icin daha az yaralayici idi.
Neyse ki, yüksek sezona girildiginden olacak, artik Pervin´in ucuslari daha siklasmis ve bu nispetten yurt ici ve yurt disi yatilarida cogaldigindan, biraz kafa toparliyabiliyordu. Ama, her ziyarette kayinvalidesinin süpheci ve igneleyici laflari Pervin´i neredeyse kusturacak nitelikteydi. Türkceyi pek cok bilmedigini söylese de, epey seyi de söyleyebildigine, hayretti dogrusu. Bir de iyi bilse ne söyleyecekti acaba. Bazen, ucusu ile ilgili  soru sordugunda ayni soruyu 3-5 kez farkli zamanlarda soruyordu. Sanirim, cevabin farkli olmasini umuyordu." Bu giyiminizi; gittiginiz heryerde mi giyiyorsunuz "gibi sacma soru da soruyordu; baska sey demek istercesine. Tuhaf kadindi dogrusu, utanmadan derdi:“ Sizin yasinizda bir yanlislik olmasin, benim oglum genc; siz bayagi büyük duruyorsunuz „ Ya da “ Siz nasil hostes oldunuz benim kücük kizlarim dahi sizden cok güzel? „
Pervin üzülse de bu ibarelere, gayet sakince dinleyip cevaplamisti. Yasi icin, kayinvalidesine cevap olarak:“ Umarim gercekten dediginiz gibi oglunuz genctir, benden. Lakin, degil benim nüfus kagidim hatta Annemin ve benim dogum sonrasi hastahaneden taburcu edilisimizin kagidi var evde;gerekirse gösterebilirim; ama siz yetiskin biri, hemde hemsirelik yaptiginizdan bunun gereksizligini anliyorsunuzdur. „ diye cevaplar.Cünkü, Önder dahi, yil haricinde hangi ay ve günde dogdugunu bilmemektedir. Anne Babasi tarih söz konusu olunca tartisiyorlardi. Annesi, Önderin dogdugunda "hava sicakti "derken babasi" yok kurban bayrami yeni bitmisti" derdi.Kisacasi Önder´in pasaportunda yazili ay ve gün iltica ettiklerinde kafadan yazilmis rakamlardi.Diger soruya ise Pervin,“ Kizinizi güzel bulabilirsiniz ama hostes olmak icin maalesef güzellik yetmiyor. Yoksa her taraf güzel kiz dolu yoksa neden hepsi kabin memuru degil. Ama her ne kada;r benim bu görevi yürütmemden memnun görünmesenizde kiyaslamaniz bile kizinizi hostes olarak görme egiliminde oldugunuzu gösteriyor; buna sevindim dogrusu. Umarim ilerde görüsürüz, ayni camia da „diyerek yanitlamisti.
Pervin, baska sartlarda belki bu sorulari kaale bile almazdi ama kayinvalidesi onun sessizligini bir acizlik olarak algiliyor olmaliydi.O ise, ufak tefek seyler yüzünden tartisip, hatir kirip yüz göz olmak istemiyordu. Ama bir yerde, o da gencti ve de kibarca da olsa, haddini bildirmesi gerekiyordu. Cünkü anlatmasi gerekiyordu kayinvalidesine. Pervin, bu hareketiyle“ Yalandan essek oluyorsam sebebi var. „ demek istemisti ayni onun gibi kinayeli konusarak.
Aradan 2-3 ay gecmis ve bir gün sevindirici haber gelmisti. 3 ay icinde olsa Turist vizesi cikmisti nihayet. Önder ise Cin´e 1-2 arkadasiyla ticarete giden babasina ulasmis haberi vermisti. Aradan gecen bir hafta sonra, Türkiye´ye dönen bir arkadasi araciligi ile babasi "artik dügün yapilsin  en gec 15 güne kadar oradayim: " diye haber göndermistir. Bunun üzerine, Önder alel acele birkac gün icerisinde Istanbula gelmisti; dügün icin hazirliklari yapmak icin. Zaten, annesi istemediginden bilmez ayaklarina yattigi belli idi. Hep kalbinden rahatsiz oldugunu öne sürüyordu. Bu acikca bir mazeretti .Kimse ondan saatlerce disarida yürüsün istemiyordu; hatta evden ayrilmasina bile gerek yoktu. Bir büyük olarak düsünebilir, konusabilirdi. Ama yine de bu isi Pervin ve Önder üstlenmis; bildikleri, akil edebildikleri kadari ile hazirliklari yapmaya calisiyorlardi. Pervin ´in ailesi durumu sezmisti. Babasi“ Kizim birakin o zaman biz ilgilenelim“,dese de Pervin kabul etmez. Gerekcesi de sudur:“Baba birincisi, her dügünde taraflar mutlak bir eksik bulur sikayet edecek. Adamlar karismaz, ama sikayette dili cikar ben sizin böyle bir sey altinda kalmanizi istemem. Ikincisi, onlar ilgilenmiyor, sen ve annem üstlenseniz onlar yan gelip yatacak gerek yok buna. Benim yüzümden siz stresse girmemelisiniz. Zaten Önder ile birlikte yapiyoruz birseyler. Zorlandigimizda bize fikir verirseniz, en büyük yardim babacigim. Zaten Istanbul cok büyük. Bizim bile basimiza yumurta koysalar, pisecek hale geliyoruz bu genc halimizle. Herkesin seferber olmasina gercekten lüzum yok, sen tasalanma „ der.
Ve söyle de ekler:
Babasinin“kizim siz gencsiniz, parayi gereksiz ve bol keseden harcar pazarlik yapamazsiniz „ demesine ragmen. Pervin yine babasina:“ Önder´in de parasi var; benim de yeterince param birikti. Para sorunumuz yok; hem ne kadarina yeterse, o kadarlik dügün olsun babacigim. Cok klas olmasi gerekmiyor, yeterki davetliler memnun ayrilsin kafi” deyip babasini teskin etmistir. Zaten, Pervin ailesinin kendisine takacagi altinlara, dügün Istanbul´un diger yakasinda olacagi icin davetliler icin tutulacak otobüse varana kadar önceden düsünüp hepsini satin almis veya ödemistir. Karar vermistir. Babasina bir kurus harcatmayacaktir.
Ayni sekilde, Önder de kendi ailesinin yapacagi harcamalari üstlenmistir. Böylelikle 2 ailede maddi olarak bu dügünden etkilenmemislerdi. Hatta dügünden sonra el öpmeye geldiklerinde, Pervin Babasina bankada biriktirmekte oldugu duty free paralarini ki 3 ayri hesapta idiler: Dolar, Sterlin  ve DM olarak. Babasina“ Babacigim, benim bilmedigim, bana söylemedigin harcamalarin olmustur. Bilemiyorum bu hepsini karsilar mi; ama kalan bütün param bu, bankadan cektim. Karsilamazsa da, simdilik hakkini helal et Baba „ diyerek babasina uzatir. Babasi almak istemez.“ Kizim sen evlisin artik orada bu para size lazim olur „ diyerek yine red eder. Lakin Pervin” Baba bu benim param. Hem Önder benim param icin evlenmedi ya, zaten karisiysam bundan sonra bana bakmakla yükümlü " demisti. Gerci, Önder´in ailesinin kendisine yasattiklarina sitemle demisti bunu. Böylelikle, babasina zorla parayi almaya ikna eder. Pervin yalnizca Almanya´ya gittiklerinde kendilerini Köln´den kalacaklari sehre götürecek olan tren masraflarini karsilayacak kadar para ayirmistir.Önder´in dügünden dolayi tamamen parasi bittiginden bir kurussuz döneceklerdi ilk evlerine.
Babasi, Pervin´in bu hareketinden dolayi pek memnun kalmis, gurur duymustur. Bu memnuniyetini de Pervin´in pek arzu etmedigi bir bicimde diger kardeslerine aktarmistir:“ Ondan baska ikiniz de akil edemediniz böyle bir seyi. Ikiniz de bana durmadan masraf getirmekten baska bir ise yaramadiniz.“ diye Abla ve Agabeysine söyledigini Annesinden ögrenmis ve de cok üzülmüstür.
Evet, Babasinin her seferinde biriktirdigi paralari, önce kizinin sonra, oglunun dügün masraflariyla harcanmisti.Simdi ise, biraz biriktirebildigi parasini Pervin Babasina harcatmamasi gerektigini; cünkü ev kuracaksa bu kendi imkanlariyla olmali fikrinde oldugundan bunu yapmamisti, yaptirsa ayiplardi kendini cünkü. Emeklilik parasiydi o Anne ve Babasinin. Ne sekilde olursa olsun, hakki yoktu buna. Calisiyordu, parasi vardi. Adetler böyle diyeherseyi babasina yikamazdi. Annesinden isitmis olduklarina, kendisi icin memnun olsa da kardeslerinin haksiz yer suclandigini düsünmüstü. Cünkü, evlendiklerinde onlar Pervin´le ayni sartlarda degillerdi. Olsalar zaten, Pervin´den farkli davranmazlardi. Babalari bosuna  üzmüstü onlari.Pervin ´in Ablasi daha kücük evlenmisti, eside daha üniversite ögencisi oldugu icin Pervin´in Babasi onlara destek cikmisti hep. Oglunun evliliginde ise oglanin yasi geldi deyip; alel acele güzel bir kiz bulup, memleketten görücü usulü ile evlendirilmisti; ki daha para biriktirmeye firsati olmamisti genc delikanlinin. Delikanlinin ilk isi, ilk maaslariydi daha.



12 Temmuz 2012 Perşembe

ILK ANILARIM





Hayatimdaki ilk hatiram bir kis aksamina aittir. Muhtemelen, bir kac dakikalik bu silik hatira, benim icin de yüregimde ilk hissettigim hisler olarak da deger tasir. Büyüdügümde ögendigime göre, Erzurum ´da imisiz; Babamin sark hizmeti nedeniyle. Hafizama kazinan üc güclü hisse ise, su minik sahne sebep olmustu:
Disarisi zifiri karanlikti, diz boyu kar vardi. Hayatimda ilk defa, böylesine büyüleyici bir beyazlik görüyordum. Evin kapisinin acilmasiyla, disariya yansiyan isikla yagan kar, o denli  parliyordu ki, zannediyorum daha cok minicik olan ben, inanilmaz bir sekilde, o görünen, tahminimce parlak, yumusacik, pamuk yiginini ellemek istiyordum.
Agabeyim ve Ablam kapiyi calmislardi. Annem kapiyi onlara actiginda, onun bir adim bile yanindan ayrilmadigim icin görmüstüm; o muhtesem manzarayi. Agabeyim ve Ablam birseyler istemislerdi. Bilemiyorum ama, her ikisinin de yüzü kipkirmizi ve nese icindeydiler. Hatta , Agabeyimin cok eglendigi belli idi, gözleri parliyordu ve hep sevindigi zaman oldugu gibi bir muzip gülümseme belirmis, gamzeleri gözüküyordu. Annem onlara“ yeter artik iceri girin „ dese, ben de onlara delicesine katilmak istedigimden, en büyük itiraz benden geliyordu. Ve kendimce emindim; hem ben , hic mi hic üsümeyecektim, annem beni o isiltili pamuk yiginina saliverse; cünkü yanimizda bizimle disariyi seyretmekte olan bir gözü mavi, bir gözü yesil olan Van kedimize dokundugum gibi olacakti sanki.
 Disaridan da iceriye ince bir rüzgar dahi yoktu; müthis bir histi. Galiba mutluluk böyle seylerde gizli. Essiz kisa anlarda.
Tabii Annemin" yok olmaz „ lafiyla o silik hatiramda sonlanmisti.
Sonraki derin ve beni hala etkileyen hatiram ise; babamin bana sordugu bir soru idi.
Ben babamin kucaginda idim ve sebebini bilmedigim bir nedenle tartisiyorlardi, ama Annemle tartisiyorlardi. Olayi öncesinde degil, o sorudan itibaren hatirliyorum. Ne hikmetse, hem de su an önümde ceryan eder gibi, saniyesi saniyesine.
Babam Anneme“ gel cocuga soralim hangimiz hakliyiz? „ diye emr-i vaki de bulundu. Yani ben muhtemelen  üc yasinda da degildim. (Cünkü Amasya ´ya yerlestigimizde 3,5 yasinda idim. ) Böylelikle, Babam bana ( bu yasimda bile onu elestriyorum), hakemlik görevi yüklemisti. Ben ise,  hala vicdan azabi cekiyorum, o yüzden. Cünkü, daha cok kücük ve kelime anlamlarini karistirdigimdan Babama kendisinin haksiz oldugunu söylemek istemistim. Aglayarak ve onu iki elimle itip, Anneme dogru uzanarak” sen haklisin” dedigimi hatirliyorum. Sonrasinda Babam beni daha siki kavradi, “ gördün mü” diye Anneme dönüp bagirdi.
Annem dona kalmis, birsey diyememisti, yüksek sesle aglayarak Agabeyimi almis; Babamin ceketinden tutan Ablamin bakislari arasinda evden ayrilmak icin yeltenmislerdi.
Ben o an, bu iki kelimenin gercek manalarini aci bir sekilde ögrenmistim. Annem neden sonra evden cikarken camda silüeti belirmis ve önüne bakiyordu. Ona eslik eden ,benden sadece 10 yas büyük Agabeyimle, disaridan göz göze geldik. O bakislardan anladim: giderlerse bir daha gelmeyecekler. Benim tüm kucaktan inme cabalarima Babam beni daha fazla kucaklayarak cevap vermisti. Artik evde  Ablam, Babam ve ben kalmistik. Bu durumdan benim sorumlu oldugumu , Annemi cok üzdügümü düsündügümden, daha bir feryadi bastim. Allahtan o durumlarda üstüme yoktur. Zannediyorum, aglamalarim ciglik derecesinde oldugu icin Annem herseye ragmen geri dönmüs, beni var gücüyle Babamin kucagindan söküp alisi ve disari ciktigimiz idi son hatirladigim. Sonrasi ise, sanirim arzuladigim gibi gelistiginden hafizama kaydolmamis, derin iz birakmamisti.
Ama bu olay, gösterecekti bize daha sonraki yillarda, Ablam hep Babaci, ben ve Agabeyim ise kosulsuz Anneciydik. Bu sanilmasinsin Babami sevmem; dünyanin en iyi babasidir aslinda, ama o da gencti ve dogal olarak hata yapiyordu.
Diger önemli hatiram ise yine 3 yasinda Ablamla gecirdigimiz trafik kazasi idi.
1960´li yillarin sonlarindaki Erzurum sanirim ufakti. Halki coluk cocuk sinemaya gidiyorlardi. Yine öyle filmlerden biriydi. Hatta filmin adini gayet iyi hatirliyorum“ Daglar Kizi Reyhan „
Ablam Annemden  izin koparmaya calisiyordu. Neden sonra Annem bir sekilde izin verecegini söyledi; beni de birlikte alirsa. Simdi diyorum Annemin yaptigi hic akillica mi idi? Tamam cok ufakta olsam anlasilan, enteresan ve kendine hakim bir cocukmusum. Ama Ablam da benden 7 yas büyüktür. Yani cok olsa o zaman 10 yasinda idi. Kisacasi 10 yasindaki bir cocugun yanina 3 yasindaki cocuk verilip gönderilir mi idi? Ne cesaret!
Neyse, biz 2 veled en güzel kiyafetlerimizi giymis, sevkle sinemanin yolunu tutmustuk. Benim icin özel bir gündü;  ilk kez büyükler gibi bir yere gidiyordum ve gercekten uslu duracaktim.Yolda iki tarafi sararmis ekinlerle dolu arsalarin arasindan gecen bir yoldan gecmeliydik; ki bu yol yer yer her iki taraftan da  dikenli tellere kapli idi. Bazi yerlerde de teller bozulmus, yerde idiler.
Biz gecerken bir grup(  4 ) asker ikisi ayakta, biri arabaya dayanmis, biri koca tasin üstüne oturmus ellerinde kahve rengi siselerden birseyler iciyorlar, gülüsüyorlardi. Ben ise, elime tutusturulmus neredeyse kafam kadar olan, kirmizi sulu elmaya iyice asilmistim.
Biz Ablamla elele önlerinden gecmis biraz uzaklasmistik ki, asker Agabeylerin arabaya binip hareket ettiklerini gördüm. Aracin sesi cok korkunc geldiginden dönüp bakmistim arkama. Gördügüm aracin düz sürülmedigi sag, sol yaptigi idi. Ablamin elini  daha siki tutunca Ablam irkilmis, o da basini cevirmis ve manzarayi görünce beni aksi istikamete sürüklemis; cabuk ol , kos demisti. Artik ikimizde emindik; araba üzerimize geliyordu. Ben ise, Ablama ayak uydurmaya calisiyordum, var gücümle. Bu aralikta 2 defa taraf degistirmistik, arac devamli yön degistirdiginden. Artik nefes nefese kalmistim. Tam kurtulacaktik ki, benim ayagim, üzerimde oldugunu hatirladigim krem rengi triko pantalona yerdeki dikenli teller takilmis ve düsmüstüm. O anla  birden bire yasadiklarimiz, korku filmine dönmüstü. Artik iki cocuk herseyi, saniyeler icinde düsünüp, dogru reaksiyon vermemiz gerekiyordu.Tellerden kalkmaya, kurtulmaya calissam da, bir adim sonra yine düsmüstüm; cünkü öbür bacagimda takilmis meger. Ablam kaldiramadi beni, birakti. Sonra gidecekti ki, yine duraladi, basima geldi, yine denemek icin. Ben ise, arabanin artik iyice yaklastigini yattigim yerden gördügümden ve mecalimin kalmadigindan, benim sansimin olmadigini ama Ablamin kendini kurtabilecegini idrak ederek tam bir suurla ( herhalde o an gerceklesen insanüstü bir güc olmali ne bileyim)Ablama“ Abla sen git, kac „ dedim. Hem de o yasimin verdigi en yüksek ses ve bilincle.
Bunun üzerine, Ablam önce 2-3 kosu adimi atti ileri dogru,  ben ise, hala ayagimi kurtarmaya calisirken arabaya son kez bakmis, ellerimin arasina almistim basimi. Bir an“ Korkma Meral ben buradayim „ deyip canim Ablacigim koca askeri araci gördügü halde ezilecegini bilerek boylu boyunca üzerime kapandi, beni sararak. Bunu, gözlerimle gördüm; unutabilmem mümkün degil. 1-2 saniye sonra bedenimde , kalcamda müthis bir sicaklik olustu. Sanki cayir cayir yaniyordu.Ben ise hala yolda yiyemeden elimden düsen ve simdiye kadar ki yedigim en tatli ve kirmizi elmanin kirlendigine agliyordum. Ablam bir yandan agliyor ve yalpalama ve sendeleme arasi yarali ayagiyla kaciyordu “gel „ israrlarina ragmen. Sanirim sokta idi. Artik üzerimizden Askeri arac gecmis ve aglayan beni de susturmak icin bir asker agabey kucagina almis; hepsi bana seker falan uzatiyordu sakinlestirmek icin.
Hastahanede ögrenecektim; Ablamin bacaklarinin üzerinden tekerlek gecmis, benim ise kalca kemiklerim cikmisti.
Hala Elmaya bakip agliyordum. Beni susayim diye hoplatsalar, tekrar bedenime o inanilmaz sicaklik yayildigindan, yine koyuluyordu gözyaslarim. Neden sonra, tugaydan babamin haberi olmus, gelmisti. Babam oracikta arabayi süreni paralamisti. Hemen beni ve Ablami hastahaneye ulastirdilar sanirim.
Sonrasini babamdan isittim; kendisi de ordudan oldugundan askerleri iyi bir sorguya cektigini ama 2 sinin evli ve birinin de 3 cocugu oldugu icin, bizlerinde sakat kalmadigimizdan affetigini söyledi.
Ablama ise hala hayranim.10 yasinda bir cocuk olmasina ragmen büyük bir cesaret göstererek aldigi ani bir kararla, benim icin kendi hayatini riske atti. Eger,  Ablam üzerime yatmasa imis, doktorlarin dedigine göre, ölecekmisim ;böylesine bir darbeye dayanamazmis bedenim. Yani Ablama sadece sevgi degil, bir de hayat borcum var.
Allaha sükrediyorum ki, beni böyle güzel Agabey ve Ablanin kardesi yapti. Umarim ben de  haklarini öder , layik olurum onlara.