Insan ancak ruhuyla görür.Sabir ve zaman siddet ve öfkenin yapabileceginden cok daha is basarir.
27 Temmuz 2012 Cuma
25 Temmuz 2012 Çarşamba
DÜNKÜ FERINGA GÖLÜ YÜRÜYÜSÜMDEN KAMERAMA YANSIYANLAR
Dün, bütün gün disari cikmaya cesaret edemeden evde oturdum. Neden mi? Hava cok sicakti. Tabii burasi icin. Hava sicakligi 30 dereceyi buluyordu; nem de olunca Almanya´da cekilmiyor dogrusu. Ama baktim aksama dogru, hafif de bir rüzgar esmeye baslayinca, bir de baktim coktan disari cikmis, ayaklarim beni diger göl yoluna dogru saptirmisti bile.
Kuslar bile benim gibi hissetmis olacak ki, agaclar arasindan kendilerini göstermeden ötüsme yarisindaydilar. Bunu hissetmek, insana huzur veriyordu dogrusu. Daha sonra, yoluma yavas yavas ilerlerken, tarla boylarinda birbirlerine kur yapan beyaz kelebekleri, ekinleri bicilmis tarladan kalanlari paylasma gayretindeki kuslari ve de tarla, yol kenari demeyip acan, onca siradan yesil ya ki, sarinin hakim oldugu renklere kendi mücevherani güzeliklerini de katan cicekleri de izlemek büyük keyif vermisti bana.Yol boyunca, tek tük bisikletli geciyordu. Arada bir buna, kosu yapmaya cikmis bey ve bayanlar katiliyordu. Yani, herkes hoslandigi seyi yapmakla mesguldü. Ben ise, kameram elimde, gözlerim kah agaclarda, kah bulutlarda, kah tarlalarda obje ararken, son derece hayatindan memnun ve zihnim dinlenerek yürümekteydim, adimlarimi aheste atmaya özen göstererek. Bu arada, köpek beslemeyen ama cok seven ben, sahipleriyle artik evlerine önmekte olan köpeklerin itaatlerini izlerken hayran kalmistim. Hele de bir tanesi, beni mütemadiyen gülümsetti. Siyah bir cocospanier cinsi köpek hoplaya ziplaya tarla da, cimenler de durmadan bir sey kesfedip, dura kaliyordu. Oysa sahibesi bayan bisikletini sürmekteydi. Sahibesi yanindan gitti; köpek irkilmedi bile, buldugu sey her ne idiyse. Neden sonra, arkasini bile dönme zahmetine katlanmadan sahibesi, bisikletin zilini iki kez calinca, bu bizimki bir zipladi, sanirsiniz dünyanin sonu geldi. Hayli ilerlemis sahibesine yetismek icin bir tabana basti ki, kivircik tüm tüyleri sallaniyor ve kulaklari gözlerinin önünü örtüyordu telasindan. Bunu yaparken de, yoldan karsi istikametten gelen bisikletlilere bile aldirmadan; neredeyse önlerine atliyarak gecti.Tabii nihayetinde yetisti. Ben de uzaktan izliyorum. Gidince bir de sahibinin yüzüne bakip iyi yaptim degil mi der gibiydi. Dedim vallahi adamlar nasil hayvan yetistiriyor, insanin kendi cocuklari bile böyle uslu olmuyor diye gecirdim icimden. Galiba bu gidisle ben de birtane edinecegim kendime. Sanirim bugünkü hos gösteriden sonra ben de kendime cocospanier tercih edecegim.
23 Temmuz 2012 Pazartesi
DÜNKÜ HASTA ZIYARETINDE YAKALDIGIM AYRI GÜZELLIKLER
Dün arkadasima bu kadar güzelligin arasinda insan mutlaka sifayi bulacaktir deyip gelisimin fotograflari.Bunlara kendisinin bahcesindeki saheserlerdendi. Ben ise bunu firsat bilip hemen resmettim.Umarim sizlerde begenirsiniz.
KENDI CEKIMLERIM OLAN DOGA RESIMLERIM
20 Temmuz 2012 Cuma
ERDEMLI INSAN
Not: Bu yaziyi degerli Facebook arkadasim Yasar Necdet Celik´in sayfasindan, müsaadesiyle almis bulunmaktayim.Ben cok begendim.Bu yazinin cok daha fazla insana ulsamasi maksadiyla blogumda paylasiyorum .Bilgilerinize...
ERDEMLİ İNSAN
ERDEMLİ İNSAN
Erdemli olmak, faziletli, ahlâklı olmaktır. Platon’a göre erdemli
insanda dört özellik bulunur: Bilgelik, yiğitlik, ölçülülük, uyumluluk.
Bilgelik, gerçeği anlamak ve yansız, değer yargılarından uzak durmaktır.
Platon’a göre bilgi önemlidir. Ona göre “yarım bilgiden korkmalıdır,
tam bilgiden kötülük gelmez”. Yarım bilgili insanlar bilgece, yansız
davranamaz ve toplumda yarım bilgileriyle huzursuzluk çıkarırlar.
Çünkü bu insanlar gerçeklik karşısında hoşgörülü olamazlar. Bu insanların bireysel egoları, istekleri yüksektir.
Oysa bilge insanlar, kendini bilen ve kendi kendisini yenebilendir.
Mutluluğu yakalayandır. Bilgelik mutluluktur. İnsanın mutlu olabilmesi
için üç yönünün iyi eğitimden geçmesi gerekir.
Bunlar kafa,
kalp ve karın’dır. Kafa aklın, kalp duygu ve coşkuların, karın da
hayvansal isteklerin merkezidir. Bedenle birlikte bu üç merkezin uyumlu
bir şekilde eğitimi insanı erdemli olmaya götürür.
Yiğitlik vatanını sevmek, onun müdafaası konusunda gerekli olan cesareti göstermektir. Korkaklık yapmamaktır.
Ölçülülük, kendi çıkarları peşinde koşmamak, kişisel arzularını daha
yüksek amaçlar için kullanabilmektir. Kendin için istemediğin bir şeyi
başkası için istememek erdemli davranışların temel ölçülerindendir.
Ölçülülük ılımlılıktır. Ilımlı insanlar, hoşgörülü olur ve olumsuz
önyargılarının etkisinde kalmaz.
Uyumluluk, toplum içinde
verilen görevlerde herkesin kendine düşen görevi en iyi şekilde yapması
ve başkasının işine karışmamasıdır. Asker savunmayı, yönetici adaleti,
yurttaş dürüstlüğü yerine getirmelidir.
Aristo’ya göre “erdem söz konusu olduğu zaman onu bilmek yetmez, ona sahip olmak, onu yapmak da gerekir”.
Erdemin ne olduğu konusunda her insanın öne sürdüğü “ahlâki” öğretiler
söz konusu olabilmektedir. Bu erdemleri konuşurken çoğu zaman ortak bir
paydada buluşmak zor değildir. Çünkü aklın yolu birdir.
Aynı
zamanda iyiliği güzelliği tavsiye eden dinlerin de ortak paydası
erdemdir. Onun için erdemin ne olduğu konusunda fazla bir ihtilaf
yoktur. Ancak erdemin kaynağı akıl mı yoksa ilahi mi gibi sorular belki
tartışma konusudur. Aslında günümüzde bu tür soruları tartışmanın da pek
bir anlamı yoktur.
Çünkü yıllardan beri gerek ortak akıl
yoluyla gerekse ilahi dinlerin öğretileri ile erdemli davranışlar
hakkında birçok ortak paydalar oluşmuştur. Bunlar “iyiliğin peşinde
koşmak, kötülükten uzaklaşmak” şeklinde özetlenebilen ahlâki
değerlerdir.
İnsanların mutluluğuna zarar veren eylemlerde
erdemlilik söz konusu değildir. Erdemli olmanın bir yolu da yine
Platon’a göre “insanın kendi kendini yenmesidir. Bu da zaferlerin en
büyüğüdür”.
İnsanların kişisel arzu ve heveslerinde sınır
yoktur. Eğer insanlar yalnız kişisel arzu ve heveslerinin peşinde
koşarlarsa başkalarının haklarına tecavüz edebilirler.
Bu tür
tutum ve davranışlar hem kişisel mutsuzluk hem de toplumun mutsuzluğu
demektir. Erdemin amacı insanların mutluluğudur. Bu mutluluk bazen diğer
insanlara yararlılık ölçüsünde bazen de tanrıya yaklaşma şeklinde
olabilir.
Her iki amacın ortak noktası kendini bilmektir. Kendini bilen insan erdemli insandır.
“İlim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir.
Çünkü kendini bilmedin, bu nice okumaktır?
İlim okumaktan gerek kendi özünü bilmektir.
Kendi özünü bilmezsen bir hayvandan betersin.”
Evet erdem insan içindir. Erdemli insanın de en önemli görevi “kendi özünü” tanımasıdır.
Kendi özünü tanıyan bilge sayılır. Bilgelik mutluluktur. Bilge olmak;
çok bilgili olmak değil, bilgece davranmaktır. Buna (bilgeliğe) her
insanın iyilikseverlik, dürüstlük, anlayışlılık, çalışkanlılık ve
ahlâkla ulaşabileceğine inanıyorum.
(Alıntı)
16 Temmuz 2012 Pazartesi
TÜRK GELIN ( 13 )
TÜRK GELIN ( 13 )
….......
Güc bela da olsa, Önder´in Almanya´daki calistigi
radyonun gönderdigi fax ve özel
kagitlarla Pervin´in elindeki basvuru formlari nihayet teslim alinmisti. Pervin,
en azindan basvurusunun yapildigi, bundan sonra bir tek beklemesi gerektigi icin;
rahatlamisti.
Simdiden sonra, ziyaret etmekte oldugu Önder´in ailesinin kötü
davranislari artik, Pervin icin daha az yaralayici idi.
Neyse ki, yüksek sezona girildiginden olacak, artik Pervin´in
ucuslari daha siklasmis ve bu nispetten yurt ici ve yurt disi yatilarida
cogaldigindan, biraz kafa toparliyabiliyordu. Ama, her ziyarette kayinvalidesinin
süpheci ve igneleyici laflari Pervin´i neredeyse kusturacak nitelikteydi.
Türkceyi pek cok bilmedigini söylese de, epey seyi de söyleyebildigine, hayretti
dogrusu. Bir de iyi bilse ne söyleyecekti acaba. Bazen, ucusu ile ilgili
soru sordugunda ayni soruyu 3-5 kez farkli zamanlarda soruyordu. Sanirim, cevabin
farkli olmasini umuyordu." Bu giyiminizi; gittiginiz heryerde mi giyiyorsunuz "gibi
sacma soru da soruyordu; baska sey demek istercesine. Tuhaf kadindi dogrusu,
utanmadan derdi:“ Sizin yasinizda bir yanlislik olmasin, benim oglum genc; siz
bayagi büyük duruyorsunuz „ Ya da “ Siz nasil hostes oldunuz benim kücük
kizlarim dahi sizden cok güzel? „
Pervin
üzülse de bu ibarelere, gayet sakince dinleyip cevaplamisti. Yasi icin,
kayinvalidesine cevap olarak:“ Umarim gercekten dediginiz gibi oglunuz genctir,
benden. Lakin, degil benim nüfus kagidim hatta Annemin ve benim dogum sonrasi
hastahaneden taburcu edilisimizin kagidi var evde;gerekirse gösterebilirim; ama
siz yetiskin biri, hemde hemsirelik yaptiginizdan bunun gereksizligini
anliyorsunuzdur. „ diye cevaplar.Cünkü, Önder dahi, yil haricinde hangi ay ve
günde dogdugunu bilmemektedir. Anne Babasi tarih söz konusu
olunca tartisiyorlardi. Annesi, Önderin dogdugunda "hava sicakti "derken babasi"
yok kurban bayrami yeni bitmisti" derdi.Kisacasi Önder´in pasaportunda yazili ay
ve gün iltica ettiklerinde kafadan yazilmis rakamlardi.Diger soruya ise
Pervin,“ Kizinizi güzel bulabilirsiniz ama hostes olmak icin maalesef güzellik
yetmiyor. Yoksa her taraf güzel kiz dolu yoksa neden hepsi kabin memuru degil.
Ama her ne kada;r benim bu görevi yürütmemden memnun görünmesenizde kiyaslamaniz
bile kizinizi hostes olarak görme egiliminde oldugunuzu gösteriyor; buna sevindim dogrusu. Umarim
ilerde görüsürüz, ayni camia da „diyerek yanitlamisti.
Pervin,
baska sartlarda belki bu sorulari kaale bile almazdi ama kayinvalidesi onun
sessizligini bir acizlik olarak algiliyor olmaliydi.O ise, ufak tefek seyler
yüzünden tartisip, hatir kirip yüz göz olmak istemiyordu. Ama bir yerde, o da
gencti ve de kibarca da olsa, haddini bildirmesi gerekiyordu. Cünkü anlatmasi
gerekiyordu kayinvalidesine. Pervin, bu hareketiyle“ Yalandan essek oluyorsam
sebebi var. „ demek istemisti ayni onun gibi kinayeli konusarak.
Aradan 2-3 ay gecmis ve bir gün sevindirici haber gelmisti.
3 ay icinde olsa Turist vizesi cikmisti nihayet. Önder ise Cin´e 1-2 arkadasiyla
ticarete giden babasina ulasmis haberi vermisti. Aradan gecen bir hafta sonra,
Türkiye´ye dönen bir arkadasi araciligi ile babasi "artik dügün yapilsin en gec 15 güne kadar oradayim: " diye haber
göndermistir. Bunun üzerine, Önder alel acele birkac gün icerisinde Istanbula
gelmisti; dügün icin hazirliklari yapmak icin. Zaten, annesi istemediginden
bilmez ayaklarina yattigi belli idi. Hep kalbinden rahatsiz oldugunu öne
sürüyordu. Bu acikca bir mazeretti .Kimse ondan saatlerce disarida yürüsün
istemiyordu; hatta evden ayrilmasina bile gerek yoktu. Bir büyük olarak
düsünebilir, konusabilirdi. Ama yine de bu isi Pervin ve Önder üstlenmis;
bildikleri, akil edebildikleri kadari ile hazirliklari yapmaya calisiyorlardi.
Pervin ´in ailesi durumu sezmisti. Babasi“ Kizim birakin o zaman biz
ilgilenelim“,dese de Pervin kabul etmez. Gerekcesi de sudur:“Baba birincisi, her dügünde taraflar mutlak bir eksik
bulur sikayet edecek. Adamlar karismaz, ama sikayette dili cikar ben sizin
böyle bir sey altinda kalmanizi istemem. Ikincisi, onlar ilgilenmiyor, sen ve
annem üstlenseniz onlar yan gelip yatacak gerek yok buna. Benim yüzümden siz
stresse girmemelisiniz. Zaten Önder ile birlikte yapiyoruz birseyler.
Zorlandigimizda bize fikir verirseniz, en büyük yardim babacigim. Zaten Istanbul
cok büyük. Bizim bile basimiza yumurta koysalar, pisecek hale geliyoruz bu genc
halimizle. Herkesin seferber olmasina gercekten lüzum yok, sen tasalanma „ der.
Ve söyle de ekler:
Babasinin“kizim siz gencsiniz, parayi gereksiz ve bol
keseden harcar pazarlik yapamazsiniz „ demesine ragmen. Pervin yine babasina:“ Önder´in de parasi var;
benim de yeterince param birikti. Para sorunumuz yok; hem ne kadarina yeterse, o
kadarlik dügün olsun babacigim. Cok klas olmasi gerekmiyor, yeterki davetliler
memnun ayrilsin kafi” deyip babasini teskin etmistir. Zaten, Pervin ailesinin
kendisine takacagi altinlara, dügün Istanbul´un diger yakasinda olacagi icin
davetliler icin tutulacak otobüse varana kadar önceden düsünüp hepsini satin
almis veya ödemistir. Karar vermistir. Babasina bir kurus harcatmayacaktir.
Ayni sekilde, Önder de kendi ailesinin yapacagi harcamalari
üstlenmistir. Böylelikle 2 ailede maddi olarak bu dügünden etkilenmemislerdi.
Hatta dügünden sonra el öpmeye geldiklerinde, Pervin Babasina bankada
biriktirmekte oldugu duty free paralarini ki 3 ayri hesapta idiler: Dolar, Sterlin ve DM olarak. Babasina“ Babacigim, benim
bilmedigim, bana söylemedigin harcamalarin olmustur. Bilemiyorum bu hepsini
karsilar mi; ama kalan bütün param bu, bankadan cektim. Karsilamazsa da, simdilik
hakkini helal et Baba „ diyerek babasina uzatir. Babasi almak istemez.“ Kizim
sen evlisin artik orada bu para size lazim olur „ diyerek yine red eder. Lakin
Pervin” Baba bu benim param. Hem Önder benim param icin evlenmedi ya, zaten
karisiysam bundan sonra bana bakmakla yükümlü " demisti. Gerci, Önder´in ailesinin
kendisine yasattiklarina sitemle demisti bunu. Böylelikle, babasina zorla parayi
almaya ikna eder. Pervin yalnizca Almanya´ya gittiklerinde kendilerini Köln´den
kalacaklari sehre götürecek olan tren masraflarini karsilayacak kadar para
ayirmistir.Önder´in dügünden dolayi tamamen parasi bittiginden bir kurussuz
döneceklerdi ilk evlerine.
Babasi, Pervin´in bu hareketinden dolayi pek memnun
kalmis, gurur duymustur. Bu memnuniyetini de Pervin´in pek arzu etmedigi bir bicimde diger kardeslerine
aktarmistir:“ Ondan baska ikiniz de akil edemediniz böyle bir seyi. Ikiniz de bana
durmadan masraf getirmekten baska bir ise yaramadiniz.“ diye Abla ve Agabeysine
söyledigini Annesinden ögrenmis ve de cok üzülmüstür.
Evet, Babasinin her seferinde biriktirdigi paralari, önce
kizinin sonra, oglunun dügün masraflariyla harcanmisti.Simdi ise, biraz
biriktirebildigi parasini Pervin Babasina harcatmamasi gerektigini; cünkü ev
kuracaksa bu kendi imkanlariyla olmali fikrinde oldugundan bunu yapmamisti,
yaptirsa ayiplardi kendini cünkü. Emeklilik parasiydi o Anne ve Babasinin. Ne
sekilde olursa olsun, hakki yoktu buna. Calisiyordu, parasi vardi. Adetler böyle
diye, herseyi babasina yikamazdi.
Annesinden isitmis olduklarina, kendisi icin memnun olsa da kardeslerinin haksiz
yer suclandigini düsünmüstü. Cünkü, evlendiklerinde onlar Pervin´le ayni
sartlarda degillerdi. Olsalar zaten, Pervin´den farkli davranmazlardi. Babalari
bosuna üzmüstü onlari.Pervin ´in Ablasi
daha kücük evlenmisti, eside daha üniversite ögencisi oldugu icin Pervin´in
Babasi onlara destek cikmisti hep. Oglunun evliliginde ise oglanin yasi geldi
deyip; alel acele güzel bir kiz bulup, memleketten görücü usulü ile evlendirilmisti;
ki daha para biriktirmeye firsati olmamisti genc delikanlinin. Delikanlinin
ilk isi, ilk maaslariydi daha.
12 Temmuz 2012 Perşembe
ILK ANILARIM
Hayatimdaki
ilk hatiram bir kis aksamina aittir. Muhtemelen, bir kac dakikalik bu silik
hatira, benim icin de yüregimde ilk hissettigim hisler olarak da deger tasir. Büyüdügümde
ögendigime göre, Erzurum ´da imisiz; Babamin sark hizmeti nedeniyle. Hafizama
kazinan üc güclü hisse ise, su minik sahne sebep olmustu:
Disarisi zifiri karanlikti, diz boyu kar vardi. Hayatimda ilk
defa, böylesine büyüleyici bir beyazlik görüyordum. Evin kapisinin acilmasiyla,
disariya yansiyan isikla yagan kar, o denli parliyordu ki, zannediyorum daha cok minicik
olan ben, inanilmaz bir sekilde, o görünen, tahminimce parlak, yumusacik, pamuk yiginini
ellemek istiyordum.
Agabeyim ve Ablam kapiyi calmislardi. Annem kapiyi onlara
actiginda, onun bir adim bile yanindan ayrilmadigim icin görmüstüm; o muhtesem
manzarayi. Agabeyim ve Ablam birseyler istemislerdi. Bilemiyorum ama, her
ikisinin de yüzü kipkirmizi ve nese icindeydiler. Hatta , Agabeyimin cok
eglendigi belli idi, gözleri parliyordu ve hep sevindigi zaman oldugu gibi bir
muzip gülümseme belirmis, gamzeleri gözüküyordu. Annem onlara“ yeter artik
iceri girin „ dese, ben de onlara delicesine katilmak istedigimden, en büyük
itiraz benden geliyordu. Ve kendimce emindim; hem ben , hic mi hic
üsümeyecektim, annem beni o isiltili pamuk yiginina saliverse; cünkü yanimizda
bizimle disariyi seyretmekte olan bir gözü mavi, bir gözü yesil olan Van
kedimize dokundugum gibi olacakti sanki.
Disaridan da iceriye
ince bir rüzgar dahi yoktu; müthis bir histi. Galiba mutluluk böyle seylerde
gizli. Essiz kisa anlarda.
Tabii Annemin" yok olmaz „ lafiyla o silik hatiramda
sonlanmisti.
Sonraki derin ve beni hala etkileyen hatiram ise; babamin
bana sordugu bir soru idi.
Ben babamin kucaginda idim ve sebebini bilmedigim bir nedenle
tartisiyorlardi, ama Annemle tartisiyorlardi. Olayi öncesinde degil, o sorudan
itibaren hatirliyorum. Ne hikmetse, hem de su an önümde ceryan eder gibi,
saniyesi saniyesine.
Babam Anneme“ gel cocuga soralim hangimiz hakliyiz? „ diye emr-i vaki de bulundu. Yani
ben muhtemelen üc yasinda da degildim. (Cünkü Amasya ´ya yerlestigimizde 3,5
yasinda idim. ) Böylelikle, Babam bana ( bu yasimda bile onu elestriyorum), hakemlik
görevi yüklemisti. Ben ise, hala vicdan
azabi cekiyorum, o yüzden. Cünkü, daha cok kücük ve kelime anlamlarini
karistirdigimdan Babama kendisinin haksiz oldugunu söylemek istemistim.
Aglayarak ve onu iki elimle itip, Anneme dogru uzanarak” sen haklisin” dedigimi
hatirliyorum. Sonrasinda Babam beni daha siki kavradi, “ gördün mü” diye Anneme
dönüp bagirdi.
Annem dona
kalmis, birsey diyememisti, yüksek sesle aglayarak Agabeyimi almis; Babamin
ceketinden tutan Ablamin bakislari arasinda evden ayrilmak icin yeltenmislerdi.
Ben o an, bu iki kelimenin gercek manalarini aci bir sekilde
ögrenmistim. Annem neden sonra evden cikarken camda silüeti belirmis ve önüne
bakiyordu. Ona eslik eden ,benden sadece 10 yas büyük Agabeyimle, disaridan göz
göze geldik. O bakislardan anladim: giderlerse bir daha gelmeyecekler. Benim
tüm kucaktan inme cabalarima Babam beni daha fazla kucaklayarak cevap vermisti.
Artik evde Ablam, Babam ve ben kalmistik.
Bu durumdan benim sorumlu oldugumu , Annemi cok üzdügümü düsündügümden, daha
bir feryadi bastim. Allahtan o durumlarda üstüme yoktur. Zannediyorum,
aglamalarim ciglik derecesinde oldugu icin Annem herseye ragmen geri dönmüs,
beni var gücüyle Babamin kucagindan söküp alisi ve disari ciktigimiz idi son
hatirladigim. Sonrasi ise, sanirim arzuladigim gibi gelistiginden hafizama
kaydolmamis, derin iz birakmamisti.
Ama bu olay, gösterecekti bize daha sonraki yillarda, Ablam
hep Babaci, ben ve Agabeyim ise kosulsuz Anneciydik. Bu sanilmasinsin Babami
sevmem; dünyanin en iyi babasidir aslinda, ama o da gencti ve dogal olarak hata
yapiyordu.
Diger önemli hatiram ise yine 3 yasinda Ablamla gecirdigimiz
trafik kazasi idi.
1960´li yillarin sonlarindaki Erzurum sanirim ufakti. Halki coluk cocuk sinemaya
gidiyorlardi. Yine öyle filmlerden biriydi. Hatta filmin adini gayet iyi
hatirliyorum“ Daglar Kizi Reyhan „
Ablam Annemden izin
koparmaya calisiyordu. Neden sonra Annem bir sekilde izin verecegini söyledi;
beni de birlikte alirsa. Simdi diyorum Annemin yaptigi hic akillica mi idi?
Tamam cok ufakta olsam anlasilan, enteresan ve kendine hakim bir cocukmusum.
Ama Ablam da benden 7 yas büyüktür. Yani cok olsa o zaman 10 yasinda idi.
Kisacasi 10 yasindaki bir cocugun yanina 3 yasindaki cocuk verilip gönderilir
mi idi? Ne cesaret!
Neyse, biz 2 veled en güzel kiyafetlerimizi giymis, sevkle
sinemanin yolunu tutmustuk. Benim icin özel bir gündü; ilk kez büyükler gibi bir yere gidiyordum ve
gercekten uslu duracaktim.Yolda iki tarafi sararmis ekinlerle dolu arsalarin
arasindan gecen bir yoldan gecmeliydik; ki bu yol yer yer her iki taraftan da dikenli tellere kapli idi. Bazi yerlerde de
teller bozulmus, yerde idiler.
Biz gecerken bir grup( 4 ) asker ikisi ayakta, biri arabaya dayanmis, biri
koca tasin üstüne oturmus ellerinde kahve rengi siselerden birseyler iciyorlar, gülüsüyorlardi. Ben ise, elime tutusturulmus neredeyse kafam kadar olan, kirmizi
sulu elmaya iyice asilmistim.
Biz Ablamla elele önlerinden gecmis biraz uzaklasmistik ki, asker
Agabeylerin arabaya binip hareket ettiklerini gördüm. Aracin sesi cok korkunc
geldiginden dönüp bakmistim arkama. Gördügüm aracin düz sürülmedigi sag, sol
yaptigi idi. Ablamin elini daha siki
tutunca Ablam irkilmis, o da basini cevirmis ve manzarayi görünce beni aksi
istikamete sürüklemis; cabuk ol , kos demisti. Artik ikimizde emindik; araba
üzerimize geliyordu. Ben ise, Ablama ayak uydurmaya calisiyordum, var
gücümle. Bu aralikta 2 defa taraf degistirmistik, arac devamli yön
degistirdiginden. Artik nefes nefese kalmistim. Tam kurtulacaktik ki, benim
ayagim, üzerimde oldugunu hatirladigim krem rengi triko pantalona yerdeki dikenli
teller takilmis ve düsmüstüm. O anla birden
bire yasadiklarimiz, korku filmine dönmüstü. Artik iki cocuk herseyi, saniyeler
icinde düsünüp, dogru reaksiyon vermemiz gerekiyordu.Tellerden kalkmaya,
kurtulmaya calissam da, bir adim sonra yine düsmüstüm; cünkü öbür bacagimda
takilmis meger. Ablam kaldiramadi beni, birakti. Sonra gidecekti ki, yine
duraladi, basima geldi, yine denemek icin. Ben ise, arabanin artik iyice
yaklastigini yattigim yerden gördügümden ve mecalimin kalmadigindan, benim
sansimin olmadigini ama Ablamin kendini kurtabilecegini idrak ederek tam bir
suurla ( herhalde o an gerceklesen insanüstü bir güc olmali ne bileyim)Ablama“
Abla sen git, kac „ dedim. Hem de o yasimin verdigi en yüksek ses ve bilincle.
Bunun üzerine, Ablam önce 2-3 kosu adimi atti ileri dogru, ben ise, hala ayagimi kurtarmaya calisirken
arabaya son kez bakmis, ellerimin arasina almistim basimi. Bir an“ Korkma Meral
ben buradayim „ deyip canim Ablacigim koca askeri araci gördügü halde
ezilecegini bilerek boylu boyunca üzerime kapandi, beni sararak. Bunu,
gözlerimle gördüm; unutabilmem mümkün degil. 1-2 saniye sonra bedenimde ,
kalcamda müthis bir sicaklik olustu. Sanki cayir cayir yaniyordu.Ben ise hala
yolda yiyemeden elimden düsen ve simdiye kadar ki yedigim en tatli ve kirmizi
elmanin kirlendigine agliyordum. Ablam bir yandan agliyor ve yalpalama ve
sendeleme arasi yarali ayagiyla kaciyordu “gel „ israrlarina ragmen. Sanirim
sokta idi. Artik üzerimizden Askeri arac gecmis ve aglayan beni de susturmak
icin bir asker agabey kucagina almis; hepsi bana seker falan uzatiyordu
sakinlestirmek icin.
Hastahanede ögrenecektim; Ablamin bacaklarinin üzerinden
tekerlek gecmis, benim ise kalca kemiklerim cikmisti.
Hala Elmaya bakip agliyordum. Beni susayim diye hoplatsalar,
tekrar bedenime o inanilmaz sicaklik yayildigindan, yine koyuluyordu
gözyaslarim. Neden sonra, tugaydan babamin haberi olmus, gelmisti. Babam
oracikta arabayi süreni paralamisti. Hemen beni ve Ablami hastahaneye
ulastirdilar sanirim.
Sonrasini babamdan isittim; kendisi de ordudan oldugundan
askerleri iyi bir sorguya cektigini ama 2 sinin evli ve birinin de 3 cocugu
oldugu icin, bizlerinde sakat kalmadigimizdan affetigini söyledi.
Ablama ise hala hayranim.10 yasinda bir cocuk olmasina ragmen
büyük bir cesaret göstererek aldigi ani bir kararla, benim icin kendi hayatini
riske atti. Eger, Ablam üzerime yatmasa
imis, doktorlarin dedigine göre, ölecekmisim ;böylesine bir darbeye dayanamazmis
bedenim. Yani Ablama sadece sevgi
degil, bir de hayat borcum var.
Allaha
sükrediyorum ki, beni böyle güzel Agabey ve Ablanin kardesi yapti. Umarim ben
de haklarini öder , layik olurum onlara.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)